WeCreativez WhatsApp Support
Firuzan Hukuk ve Arabuluculuk Bürosu
Merhaba, size nasıl yardımcı olabiliriz?

firuzan@firuzankokten.av.tr     0 232 484 66 91

Category : Genel

KADINA YÖNELİK ŞİDDET NEDİR?

            Şiddet davranışı, içine sadece fiziksel içerikli şiddeti değil, sözel ve psikolojik tacizi de içeren davranışlar ile birine bilerek rahatsızlık veya fiziki olarak zarar vermeyi de almaktadır. Günümüzde etkisini arttırarak varlığını hissettiren şiddet birçok sosyal bilimcinin     araştırma konusu olmuştur.

Kadınlara, yalnızca kadın oldukları için uygulanan ve kadınları etkileyen cinsiyete dayalı ayrımcılık ile fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmeleriyle veya acı çekmeleriyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel her türlü tutum ve davranış ise KADINA YÖNELİK ŞİDDETTİR.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET TÜRLERİ:

1.FİZİKSEL ŞİDDET

            Kadına zorla bir şey yaptırma ya da bir şey yapmaktan alıkoyma amacıyla, kadının iradesi dışında gerçekleşen fiziksel zarar verici eylemleri içermektedir. Fiziksel şiddet vurma, bir araçla vücuda zarar verme, tokat atma, kolunu bükerek acıtma, tekmeleme, saçını çekme vb. eylemleri içermektedir. Fiziksel şiddet, şiddetin en sık ve görünür biçimidir. Fiziksel şiddet, daha çok bedene yöneliktir ve bedensel güce dayalıdır. Kontrol etmeyi, acı ve korku yaşatacak istekleri gerçekleştirmeyi hedefler. Bu şiddet türünün hafif yaralanmalara neden olan eylemlerden cinayete kadar geniş bir yelpazede gerçekleşebildiği görülmektedir. Yumruk veya tokat atmak, tekmelemek, itip kakmak, aile bireylerinin birisi üzerinde sigara söndürmek veya üzerine kaynar su dökmek, kesici-delici aletle yaralamak fiziksel şiddete örnek olarak gösterilebilir.

2.CİNSEL ŞİDDET

            İstenmeyen her türlü cinsel içerikli davranış CİNSEL ŞİDDETTİR. Bunun bir yabancı veya tanınan biri tarafından gerçekleştirilmesinin önemi yoktur. Kadının bedenine dokunulmasına rıza göstermediği halde onu cinsel eylemlere zorlayan kişi eşi dahi olsa cinsel şiddet durumu meydana gelmiştir. Cinsel şiddet yalnızca bedene yönelik istismarla sınırlı değildir. Kadının eşi veya partneri tarafından hayatın olağan akışına uygun olmayan cinsel eylemler istenmesi ve kadının buna zorlanması da cinsel şiddetin bir türüdür. Günümüzde maalesef en sık karşılaşılan cinsel şiddet çeşidi, yabancılardan çok AİLE İÇİNDE (EŞ, AKRABA, EŞİN AKRABALARI VS.) UYGULANAN CİNSEL ŞİDDETTİR.

3.PSİKOLOJİK ŞİDDET

            Kadını küçük görerek, onun bir işi yapamayacağını, beceremeyeceğini belirten ithamlarda bulunmak, kişiliğini ve fikirlerini önemsememek, bağırmak, lakap takmak, davranışlarını sürekli olarak eleştirmek, emir yağdırmak, surat asmak, davranışlarını ve yaptıklarını sürekli olarak kontrol etmek, iş hayatında ve sosyal yaşamda kadının karşısına çıkan fırsatlara engel olmak gibi pek çok davranış şekilleri psikolojik şiddeti oluşturmaktadır. Şiddet türlerinin en tehlikelisi sayılabilen bu şiddet türü kadının akıl sağlığıyla oynanmasına kadar ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Bağırmak, hakaret etmek, küfür etmek, iğneleyici ya da aşağılayıcı sözler söylemek, kadının kendisini kötü hissetmesine neden olan cümleler kullanmak, sürekli eleştirmek, tehdit etmek, sürekli sorguya çekmek, aşağılayıcı isim takmak, alay etmek, görüşlerini ve çalışmalarını küçümsemek, zaaflarıyla alay etmek, suçlamak, kadının özgüvenini yitirmesine neden olmak, ruhsal açıdan zedelemek gibi eylemler  de SÖZLÜ ŞİDDET olarak psikolojik şiddet kavramının içerisinde yer alır.

4.EKONOMİK ŞİDDET

            Para vermemek veya kısıtlı para vermek, ailenin tasarrufları, gelir ve giderleri konusunda bilgi vermemek, kadının mallarını ve diğer gelirlerini elinden almak, çalışmasına izin vermemek, istemediği işte zorla çalıştırmak, çalışıyorsa iş hayatını olumsuz etkileyecek kısıtlamalar getirmek, aileyi ilgilendiren ekonomik konularda kadının fikrini almadan tek başına karar vermek gibi eylemler EKONOMİK ŞİDDETTİR. Ekonomik şiddetin amacı genellikle kadını bağımlı hale getirerek kadını yönetme amacını gerçekleştirmektir.

6284 SAYILI AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUN

            Kanunun amacı, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişileri ve en temel insan hakkı olan yaşam hakkını korumak, kadın cinayetlerinin son bulması için kurumlararası iş birliğini sağlamak, şiddet uygulayan veya uygulama ihtimali bulunan kişileri rehabilite etmektir. Görüldüğü üzere, Kanunun amacı sadece şiddeti önlemek ya da şiddet mağdurunu korumak olmayıp, şiddet uygulayanı da tedavi etmektir.

            6284 sayılı Kanunun 1. maddesi kanunun kapsamını düzenlemektedir. Buna göre, Kanundan yararlanacak kişi grupları; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadın, çocuk ve aile bireyleriyle tek taraflı ısrarlı takip mağduru kişilerdir. Kanun hükümlerinden yararlanabilmek için, ilgilinin şiddete uğramış veya şiddete uğrama tehlikesi içinde olması yeterli olup; cinsiyetinin, aile üyesi olup olmamasının, medenî hâlinin veya vatandaşlığının önemi bulunmamaktadır. Kanundan sadece şiddet mağduru kadın veya çocuklar değil, erkekler ve eşcinseller de yararlanabilecektir. Öyle ki, şiddet mağdurunu daha da mağdur hale getirmemek amacıyla olaya ilişkin somut delil varlığı da aranmamaktadır.

            6284 sayılı Kanun, korunan kişi ve şiddet uygulayan bakımından birtakım tedbirler düzenlemiştir. Bu tedbirler Kanunun İkinci Bölümünde koruyucu ve önleyici tedbirler olarak iki başlık altında düzenlenmiştir.

17.12.2019 TARİHLİ GENELGE NELER GETİRDİ?

            17.12.2019 tarihli 154/1 numaralı genelge ise, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen önleyici ve koruyucu tedbir kararlarının uygulanması sırasında ortaya çıkan sorunların giderilmesi ve yol gösterici olması amacıyla ortaya çıkmıştır.

            Şiddetle etkin mücadele edilebilmesi için; ilgili bütün kurumların eşgüdüm içerisinde çalışmaları, şiddeti doğuran nedenlere odaklanılması ve mağduru koruyucu mekanizmaların yanında şiddet uygulayan kişilere yönelik önleyici tedbirler üzerinde de yoğunlaşılması gerekmektedir. ŞÖNİM’lerin görev ve sorumlukları, özellikle önleyici sosyal hizmetlerin yürütülüp geliştirilmesinde önemli bir işleve sahiptir. Bu kapsamda, şiddet mağdurunun talebi üzerine konuya temas eden kolluk personeli ve ŞÖNİM uzmanlarının vakayı titizlikle inceleyerek doğru tedbir kararları önermeleri önem arz etmektedir.

            Bu genelgede ŞÖNİM’lerin görev ve sorumlukları; özellikle önleyici sosyal hizmetlerin yürütülüp geliştirilmesinin ve kolluk personeli ve ŞÖNİM uzmanlarının vakayı titizlikle inceleyerek doğru tedbir kararları önermelerinin şiddetle etkin mücadele için olan öneminden bahsedilmektedir.

            Ayrıca “Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddet Olay Kayıt Formu’nun mutlaka kişiye ve olaya uygun olarak düzenlenmesinin öneminden de bahsedilmektedir. Zira durumun özelliğine göre verilecek tedbirlerin türü ve niteliği bu aşamada anılan form üzerinden şekillenmektedir. Bu bağlamda, ilgili genelge ile düzenlenmesi talep edilen konular 17.12.2019 tarih ve 154/1 sayılı genelgede aynen şu şekilde sayılmıştır;

“… Bu itibarla;

A) Aile içi ve kadına karşı şiddet suçlarına ilişkin yürütülen soruşturmalarda;

1- Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde, “Aile İçi ve Kadına Yönelik Şiddet Bürosu” kurulması ve bu bürolarda çalışan Cumhuriyet savcılarının uzmanlaşmalarının sağlanarak zorunlu durumlar dışında farklı işlerde görevlendirilmemesi ve sık işbölümü değişikliği yapılmaması,

2- Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılan şikâyet başvurularında gerekli soruşturma işlemlerinin ikmali için müracaat evrakının doğrudan kolluğa havalesinden kaçınılması, müracaat sahibinin Cumhuriyet savcısı tarafından ayrıntılı şekilde ifadesi alınarak şikâyet ve delillerinin açıklattırılması ve buna göre ikmali istenilen hususlar açıkça bildirilerek kolluk birimlerinin talimatlandırılması,

3- Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca verilen yetkilerin maddi gerçeğe ulaşmak için etkili şekilde kullanılması, soruşturma konusunu aydınlatmaya yarayacak her türlü bilgi, belge ve delilin zamanında, eksiksiz ve ayrıntılı şekilde toplanması,

4- Eylemle orantılı ceza muhakemesi koruma tedbirlerine başvuru hususunun değerlendirilmesi; mağdurun daha önce başka şikâyetinin bulunup bulunmadığının mutlaka kontrol edilmesi, süregelen şiddet vakalarının tespiti halinde şüpheli hakkında zincirleme eylemlerle orantılı koruma tedbirlerine başvuru hususunun da göz önünde bulundurulması,

5- Kural olarak gizli olan soruşturma evresiyle ilgili ifade, tutanak, belge, ses ve video kaydı gibi delillerin internet ve sosyal medya gibi platformlarda paylaşılmasının önüne geçilmesi, kanuni zorunluluk nedeniyle gizli tutulan bilgilerin üçüncü kişilere verilmesinin, Türk Ceza Kanununun 285 inci maddesi uyarınca “Gizliliğin ihlali” suçundan sorumluluk doğuracağının bilinmesi,

6- Özel hayatın gizliliği, mahremiyet hakkı, lekelenmeme hakkı, kişisel verilerin korunması gibi temel hakların korunmasına önemle riayet edilmesi,

7- Mağdurun hayatî tehlikesinin bulunması halinde, talebinin bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yaşama hakkının korunmasını sağlamak amacıyla 6284 sayılı Kanunun 3 üncü maddesi uyarınca geçici koruma altına alma tedbiri hususunda karar verilmek üzere gereğinin takdiri için mülkî amire bildirilmesi,

B) Tedbir karar ve uygulamalarında yukarıda belirtilen uluslararası sözleşmeler ve ulusal mevzuat hükümleri gözetilerek;

1- 6284 sayılı Kanun kapsamındaki şiddet mağdurlarının vakanın özelliğine göre kaygı düzeylerinin yüksek olduğu durumlarda beyanlarının uzman eşliğinde adli görüşme odalarında alınması,

2- Şiddet gördüğü iddiası ile;

a) Cumhuriyet savcılığına müracaat eden kişilerin ayrıntılı beyanları alındıktan sonra, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden 6284 sayılı Kanunun 15 inci maddesi uyarınca ayrıntılı sosyal araştırma raporu talep edilmesi, bu aşamada alınan beyan dikkate alınarak uygun koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının istenilmesinde tereddüt edilmemesi,

b) Kolluk birimlerine müracaat eden kişiler hakkında “Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddet Olay Kayıt Formu”’nun eksiksiz şekilde ve titizlikle düzenlenmesinin istenilmesi ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğünden ayrıntılı sosyal araştırma raporu talep edilmesi, bu aşamada olay kayıt formu dikkate alınarak uygun koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının istenilmesinde tereddüt edilmemesi,

c) Cumhuriyet savcılığı veya kolluk birimlerine müracaat eden kişinin beyanları alındıktan sonra talebi hâlinde kolluk marifeti ile ŞÖNİM’e gönderilmesi,

3- 6284 Sayılı Kanunun 15 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları uyarınca şiddet mağduru ve şiddet uygulayana yönelik; kişinin geçmişi, ailesi, çevresi, eğitimi, ekonomik ve psikolojik durumu ile şiddet uygulayanın toplum açısından taşıdığı riski de ortaya koyan ayrıntılı sosyal araştırma raporlarının mahkemeye sunularak uygun tedbirlere hükmedilmesi hususunda talepte bulunulması,

4- Şiddet mağduru hakkında koruyucu tedbirler yanında, şiddet uygulayana yönelik önleyici tedbirlerin de gözetilmesi; özellikle öfke kontrolü, stresle başa çıkma, şiddeti önlemeye yönelik farkındalık sağlayarak tutum ve davranışları değiştirmeyi hedefleyen eğitim, danışmanlık, rehabilite, tedavi ve muayene gibi alternatif tedbirlerin de talep edilmesi,

5- Kişiyi güvenliğinden endişe etmesini gerektirecek şekilde korku ve çaresizlik

içinde bırakacak ısrarlı bir takip söz konusu ise, mutlaka vakaya uygun tedbir istemlerinde

bulunulması,

6- 6284 sayılı Kanun kapsamında taraflar hakkında tedbir isteminde bulunulurken, çocuğun üstün yararı ilkesi uyarınca çocukların psikolojisi, sosyal yaşamı, eğitim hayatı ve ebeveynleri ile uygun ortamlarda ilişki kurabilmeleri de gözetilerek 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa göre de başta danışmanlık tedbiri olmak üzere uygun tedbir kararlarının

talep edilmesi,

7- a) 6284 sayılı Kanun kapsamında korunan kişiler bakımından hayatî tehlikenin bulunması ve bu tehlikenin önlenmesi için diğer tedbirlerin yeterli olmayacağının anlaşılması hâlinde anılan Kanunun 4 üncü maddesi uyarınca ilgilinin aydınlatılmış rızasına bağlı olarak kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi tedbiri hususunda bir karar verilmek üzere hâkimden talepte bulunulması, bu kararın sadece korunan kişiye tebliğ edilmesi,

b) Kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi kararından beklenen amaç ve faydanın gerçekleşebilmesi için, kararın uygulanmasında gizlilik kuralına riayet edilmesi konusunda ilgililerin uyarılması, aksine davranışın Türk Ceza Kanununun 258. maddesi uyarınca “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçundan sorumluluk doğuracağının hatırlatılması,

8- Koruyucu ve önleyici tedbir taleplerinde bulunulurken, tedbir talep eden ve edilen hakkında daha önce başkaca bir tedbir kararı verilip verilmediği konusunda UYAP taraf tedbir kayıtlarının mutlaka sorgulanması,

9- a) Korunan kişiye yapılacak tebligatlarda ŞÖNİM’e ait adres bilgilerinin kullanılması hususunun dikkate alınması,

b) 6284 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, gerekli bulunması hâlinde, tedbir kararı ile birlikte talep üzerine veya resen, korunan kişi ve diğer aile bireylerinin kimlik bilgileri veya kimliğini ortaya çıkarabilecek bilgilerin ve adresleri ile korumanın etkinliği bakımından önem taşıyan diğer bilgilerin resmi kayıtlarda gizli tutulması hususuna riayet edilmesi,

10- Hakkında tedbire hükmedilen kişilerin varsa yeni adres kayıtlarının alınması, vakanın özelliği ve tedbir kararlarının vasıf ve mahiyeti gözetilerek başta Tebligat Kanununun 2. maddesinde belirtilen “tehirinde zarar umulan iş” kapsamında kolluk vasıtası ile tebligat olmak üzere, usulüne uygun şekilde farklı tebliğ yöntemlerine başvurulabileceğinin göz önünde bulundurulması,

11- Tedbir yükümlüsüne tedbire uyması gerekliliği ve tedbir kararının ihlâli durumunda zorlama hapsi gibi neticelerin hatırlatılarak, bu süreçte ayrı bir sosyal araştırmanın da yapılarak mahkeme tarafından verilen kararın gözden geçirileceği hususlarının bildirilmesi,

12- 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının, Kanunun amacı dikkate alınarak ivedilikle ve etkin bir şekilde uygulanması için;

a) Cumhuriyet savcılığınca önleyici ve koruyucu tedbir talebinde bulunulması hâlinde, mahkemece verilen tedbir kararlarının takip ve denetimi açısından ilgili kurumlara ve kolluğa iletilmesi için Cumhuriyet savcılığına gönderilmesi,

b) Kolluk birimleri, ilgili şahıs ya da mülkî amir tarafından doğrudan hâkim ya da mahkemeden talep edilen önleyici ve koruyucu tedbir taleplerinin Cumhuriyet savcılığı aracı kılınmaksızın gereği için doğrudan hâkim ya da mahkemeye gönderilmesi,

c) Önleyici tedbir kararlarının uygulanmasının kolluk birimleri marifeti ile izlenmesi,

ç) Tekrarlanan şiddet olaylarına karşı gerekli önleyici ve adli müdahalelerin yapılması bakımından, soruşturmanın başlangıcından infazın tamamlanmasına kadar tedbir uygulamalarının takibinin etkin bir şekilde yapılması,

d) Verilen tedbirlerin kararda öngörüldüğü şekilde yerine getirilip getirilmediğinin, sürenin bitimi beklenmeden 6284 sayılı Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliğinin 35 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca titizlikle incelenmesi ve gereğine tevessül edilmesi,

e) Koruyucu ve önleyici tedbir taleplerinin kabulüne dair kararların, mahkeme tarafından şiddet uygulayana ve korunan kişiye tebliğ edilmesi, talebin reddine dair kararların ise yalnızca talepte bulunana tebliğ edilmesi,

f) Korunan kişi hakkında barınma tedbirine hükmedilmesi hâlinde tebliğin yapılması için kararın ŞÖNİM’e gönderilmesi,

g) Tedbirlere ilişkin başvurular ile bu başvuruların kabul ya da reddine dair kararların ŞÖNİM’e UYAP üzerinden bildirilmesi,

13- Hâkim tarafından verilen önleyici tedbir kararlarının tefhim veya tebliğ edilmemesi kararın uygulanmasına engel teşkil etmeyeceğinden, kararın infaz edecek birime teslim edildiği tarihte infazına başlanması,

14- Tedbir kararlarının ihlali nedeni ile zorlama hapsi kararı verilebilmesi için tebliğ evrakında “kararın gereklerine aykırı hareket edildiğinde zorlama hapsi uygulanacağı” yönünde meşruhata yer verilmesi,

15- Zorlama hapsi kararlarının;

a) İtiraz kanun yoluna tabi olması ve kesinleşmeden infaz edilememesi hususları dikkate alınarak mahkeme tarafından ilgilisine tebliğ edilmesi,

b) Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliğinin 8 inci maddesi uyarınca, kapalı ceza infaz kurumlarında infaz edilmesi gerektiği,

c) Koşullu salıverme ve denetimli serbestlik gibi infaz uygulamalarına konu edilemeyeceği,

16- 6284 Sayılı Kanunun 15 inci maddesi uyarınca ŞÖNİM’lerden, tedbir kararlarının uygulanma sonuçları ve ilgililer üzerindeki etkilerine dair rapor tanzim edilerek gönderilmesinin istenebileceği, …”

Kadınlara Yönelik şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi

Avrupa Konseyi üye devletleri ve işbu Sözleşmeyi imzalayan diğer devletler,

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’ni (ETS (Avrupa Antlaşmaları Serisi) No.5, 1950) ve bu sözleşmenin Protokollerini, Avrupa Sosyal Şartı’nı (ETS No.35,1961, 1996 yılında gözden geçirilen hali, ETS No. 163) İnsan Ticaretine karşı Eyleme ilişkin Avrupa

Konseyi Sözleşmesi’ni (ETS no.197, 2005), Cinsel Taciz ve Cinsel İstismara Karşı Çocukların Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ni (ETS No.2012007) hatırda tutarak;

Bakanlar Komitesinin Avrupa Konseyi üye devletlerine sunduğu; Kadınların şiddete karşı korunmasına ilişkin Rec(2002)5 Tavsiye Kararı’nı, toplumsal cinsiyet eşitliği standart ve mekanizmalarına ilişkin CM/Rec(2007) 17 Tavsiye Kararı’nı, çatışmaların önlenmesi ve çözümünde ve barışın tesisinde kadın ve erkeklerin rolüne ilişkin CM/Rec(2010) 10 Tavsiye Kararı’nı ve diğer ilgili tavsiye kararlarını hatırda tutarak;

Kadınlara yönelik şiddet alanında önemli standartları oluşturan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin gelişen içtihat hukuku külliyatını dikkate alarak;

Medeni ve Siyasi Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme’yi (1966), Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme’yi (1966), Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni  ve bu sözleşmenin ihtiyari Protokolü’nü (1999), CEDAW Kadınlara Yönelik Şiddet Komitesinin 19 No’lu Genel Tavsiye Kararı’nı, çocuk Haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni (1989) ve ihtiyari Protokollerini (2000) ve Engellilerin Haklarına ilişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni (2006) göz önünde tutarak;

Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’nü (2002) göz önünde tutarak ;

Uluslararası insancıl hukukun temel ilkelerini ve özellikle Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına ilişkin Cenevre Sözleşmesi’ni (IV) (1949) ve bu Sözleşmenin ek 1, ve 2. Protokollerini (1977) hatırda tutarak;

Kadınlara yönelik her türlü şiddeti ve aile içi şiddeti kınayarak;

Kadınlar ve erkekler arasında yasal ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadınlara yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunun bilincinde olarak;

Kadınlara yönelik şiddetin, erkeklerin kadınlar üzerinde tahakküm kurmasına ve kadınlara yönelik ayrımcılığa neden olan ve kadınların tam ilerlemesini engelleyen ve kadınlar ile erkekler arasındaki tarihsel eşitlikçi olmayan güç ilişkisinin tezahürü olduğunun bilincinde olarak;

Kadınlara yönelik şiddetin toplumsal cinsiyete dayalı şiddet şeklindeki yapısal niteliğinin ve bu şiddetin, erkeklerle kıyaslandığında kadınları ikincil konuma zorlayan temel sosyal mekanizmalardan birisi olduğunun bilincinde olarak;

Kadınlar ile kız çocuklarının, çoğunlukla aile içi şiddet, cinsel taciz, tecavüz, zorla evlendirme, sözde “namus” adına işlenen cinayetler, kadın sünneti gibi insan haklarını ciddi şekilde ihlal eden ve kadın erkek eşitliğini sağlamanın önünde büyük bir engel oluşturan şiddetin pek çok boyutuna maruz kaldıklarını büyük endişeyle dikkate alarak;

Silahlı çatışma esnasında sivil halkı, özellikle de kadınları yaygın ve sistematik tecavüz ve cinsel suçlar şeklinde etkileyen insan hakları ihlallerinin ve gerek çatışma esnasında gerekse sonrasında tırmanan toplumsal cinsiyete dayalı şiddet potansiyelinin bilincinde olarak;

Kadınlar ile kız çocuklarının toplumsal cinsiyete dayalı şiddete maruz kalma riskinin erkeklerden daha yüksek olduğunu kabul ederek;

Aile içi şiddetin kadınları orantısız şekilde etkilediğini ve erkeklerin de aile içi şiddet mağduru olabileceklerini kabul ederek;

Çocukların, aile içindeki şiddete tanık olmak dahil aile içi şiddet mağduru olduklarını kabul ederek;

Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetten arındırılmış bir Avrupa yaratmayı arzu ederek, aşağıdaki şekilde anlaşmışlardır:

Bölüm I-Amaçlar, tanımlar, eşitlik ve ayrım gözetmeme, genel yükümlülükler

Madde 1 – Sözleşmenin Amacı

  1. işbu Sözleşmenin amacı;
    1. Kadınları her türlü şiddetten korumak, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak,
    2. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınların güçlendirilmesi yolu dahil kadınlar ile erkekler arasındaki temel eşitliği teşvik etmek;
    3. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet mağdurlarının korunması ve bu mağdurlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politikalar ve tedbirler geliştirmek;
    4. Kadınlara yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik etmek;
    5. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti ortadan kaldırmak üzere bütüncül bir yaklaşım benimsemek amacıyla etkili işbirliğini sağlamak için kuruluşlara ve kolluk kuvvetlerine destek ve yardım sağlamaktır.
  2. Sözleşme hükümlerinin taraflarca etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamak amacıyla, işbu Sözleşme özel bir izleme mekanizması kurar.

Madde 2 – Sözleşmenin Kapsamı

  1. İşbu Sözleşme aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınları orantısız biçimde etkileyen kadınlara yönelik her türlü şiddet biçimi için geçerlidir.
  2. Taraflar işbu Sözleşmeyi tüm aile içi şiddet mağdurlarına uygulamaya teşvik edilirler. Taraflar işbu Sözleşmenin hükümlerini uygularken, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağduru kadınlara özel önem atfetmelidirler.
  3. işbu Sözleşme barış zamanlarında ve silahlı çatışma durumlarında uygulanır.

Madde 3 – Tanımlar

İşbu Sözleşmenin amacı bakımından:

 a. kadınlara yönelik şiddet”, bir insan hakları ihlali ve kadınlara yönelik ayrımcılığın bir biçimi olarak anlaşılmaktadır ve ister kamusal ister özel alanda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar veya ıstırap veren veya verebilecek olan toplumsal cinsiyete dayalı her türlü eylem ve bu eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma anlamına gelir.

  • “aile içi şiddet”, aile içerisinde veya hanede veya, mağdur faille aynı evi paylaşsa da paylaşmasa da eski veya şimdiki eşler veya partnerler arasında meydana gelen her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemi anlamına gelir.
  • “toplumsal cinsiyet”, kadınlar ve erkekler için toplum tarafından uygun görülen ve sosyal olarak inşa edilen roller, davranışlar, eylemler ve nitelikler anlamına gelir.
  • “kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, kadına kadın olmasından dolayı uygulanan ve kadınları orantısız biçimde etkileyen şiddet anlamına gelir.
  • “mağdur”, a ve b bentlerinde belirtilen davranışlara maruz kalan gerçek kişi anlamına gelir.
  • “kadınlar” kelimesi 18 yaşın altındaki kız çocuklarını da kapsar.

Madde 4 – Temel haklar, eşitlik ve ayrım gözetmeme

  1. Taraflar, gerek kamu gerek özel alanda tüm bireylerin, özellikle kadınların, şiddetten arınmış yaşama haklarını sağlamak ve korumak için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı kınar ve bunu önlemek için özellikle :

 kadın erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına veya diğer uygun mevzuatına dahil edip, bu ilkenin uygulamada da gerçekleştirilmesini sağlayarak; gerektiğinde, kadınlara karşı ayrımcılığı, yaptırımların kullanılması yoluyla yasaklayarak;  kadınlara yönelik ayrımcılık içeren kanunları ve uygulamaları yürürlükten kaldırarak;

gerekli yasal veya diğer tedbirleri gecikmeksizin alır

  • Özellikle mağdurların haklarını korumaya yönelik önlemler olmak üzere, işbu Sözleşme hükümlerinin cinsiyet, toplumsal cinsiyeti ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka görüşe sahip olma, ulusal veya sosyal menşe, bir ulusal azınlıkla bağ, mülkiyet, doğum, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen ya da mülteci olma durumu veya başka statüler temelinde herhangi bir ayrımcılık olmaksızın Taraflarca uygulanması güvence altına alınmıştır.
  • Kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin önlenmesi ve kadınların korunması için gerekli olan özel tedbirler, işbu Sözleşme kapsamında ayrımcılık olarak kabul edilmeyecektir.

MADDE 5 – DEVLET YÜKÜMLÜLÜKLERI VE GEREKEN ÖZENI GÖSTERME SORUMLULUĞU

  1. Taraflar, kadınlara yönelik şiddet eylemlerinde bulunmaktan kaçınır ve devlet adına faaliyet gösteren devlet yetkilileri, görevliler, kurum, kuruluşlar ve diğer aktörlerin bu yükümlülüğe uygun davranmalarını sağlar.
  2. Taraflar devlet dışı aktörlerce işlenen ve işbu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerinin gereken özeni göstererek önlenmesini, soruşturulmasını, cezalandırılmasını ve tazmin edilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

MADDE 6 – TOPLUMSAL CINSIYETE DUYARLI POLITIKALAR

Taraflar işbu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında ve etkilerinin değerIendirilmesinde toplumsal cinsiyet bakış açısına yer vermeyi, kadın erkek eşitliği ve kadınların güçlendirilmesine yönelik politikalar geliştirmeyi ve bunları etkili bir şekilde uygulamayı taahhüt eder.

BÖLÜM II – Bütüncül politikalar ve veri toplama

MADDE 7 – KAPSAMLI VE EŞGÜDÜMLÜ POLITIKALAR

  1. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddeti önlemek ve bununla mücadele etmek için ilgili tüm tedbirleri kapsayacak şekilde, devlet çapında etkili, kapsamlı ve eşgüdümlü politikaların benimsenmesi ve uygulanması için gerekli yasal ve diğer tedbirleri alır ve kadınlara yönelik şiddete karşı bütünsel bir mücadele yürütür.
  2. Taraflar, 1. paragrafta bahsedilen politikaların mağdurun haklarının tüm politikaların merkezine yerleştirilmesini ve bu politikaların ilgili tüm kurum, kuruluş ve örgütler arasında etkin iş birliği vasıtasıyla uygulanmasını sağlar.
  3. Bu madde uyarınca alınan tedbirler, gerektiğinde, devlet kurumları, ulusal, bölgesel ve yerel yönetimler ile makamları, ulusal insan hakları kuruluşları ve sivil toplum örgütleri gibi ilgili tüm aktörleri kapsar.

Madde 8 – Mali kaynaklar

Taraflar, sivil toplum kuruluşları ve sivil toplum tarafından yürütülenler de dahil olmak üzere, işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddeti önleme ve bununla mücadeleye ilişkin bütüncül politikaların, tedbirlerin ve programların uygun biçimde uygulanması için yeterli mali ve beşeri kaynak tahsis eder.

Madde 9 – Sivil toplum kuruluşları ve sivil toplum

Taraflar, kadınlara yönelik şiddetle mücadele alanında ilgili sivil toplum kuruluşları ve sivil toplumun her düzeydeki çalışmalarını göz önünde bulundurur, teşvik eder, destekler ve bu kuruluşlarla etkin işbirliği tesis eder.

Madde 10 – Koordinasyon birimi

  1. Taraflar işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddeti önlemek ve bununla mücadele etmek için politikaların ve önlemlerin koordinasyonu, uygulanması, izlenmesi ve değerIendirilmesinden sorumlu bir veya birden fazla resmi birim görevlendirir veya kurar. Bu birimler madde 11’de bahsedildiği şekilde veri toplanmasını koordine eder, bu verileri analiz eder ve sonuçlarını yayınlar.
  2. Taraflar, bu madde uyarınca görevlendirilen veya kurulan birimlerin Bölüm VIII uyarınca alınan önlemlere ilişkin genel bilgi almalarını sağlar.
  3. Taraflar, bu madde uyarınca görevlendirilen veya kurulan birimlere diğer Taraflardaki muadilleriyle doğrudan iletişim kurma ve ilişkiler geliştirme imkanı sağlar.

     Madde 11        Veri toplama ve araştırma

1. işbu Sözleşmenin uygulanması bakımından Taraflar:

  1. İşbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddet eylemi hakkında bölümlere ayrılmış biçimde uygun istatistiki veriyi düzenli aralıklarla toplamayı;
  2. Şiddetin temel neden ve etkilerini, şiddet eylemleri ve mahkumiyet oranları ile işbu Sözleşmenin uygulanması için alınan önlemlerin etkinliğini incelemek amacıyla işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet alanında yapılan araştırmaları desteklemeyi taahhüt eder.
  • Taraflar işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet biçiminin yaygınlığını ve eğilimlerini değerIendirmek üzere düzenli aralıklarla nüfusa dayalı anketler yapmaya çaba gösterir.
    • Taraflar uluslararası işbirliğini teşvik etmek ve uluslararası kıyaslama sağlanmasını mümkün kılmak amacıyla bu madde uyarınca toplanan bilgileri işbu Sözleşmenin 66. Maddesinde atıfta bulunulan uzmanlar grubuna iletir.
    • Taraflar, bu madde uyarınca toplanan bilgilerin kamuya açık olmasını sağlar.

BÖLÜM III – Önleme

MADDE 12- GENEL YÜKÜMLÜLÜKLER

  1. Taraflar, kadınların aşağı bir cins olduğu veya kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak amacıyla kadınlar ve erkeklere ilişkin sosyal ve kültürel davranış modellerinin değişimini sağlamak için gerekli tedbirleri alır.
  2. Taraflar gerçek veya tüzel kişilerce uygulanan ve işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddeti önlemek amacıyla gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır.
  3. Bu bölüm uyarınca alınan herhangi bir tedbir; özel durumlar nedeniyle savunmasız hale gelmiş bireylerin ihtiyaçlarını göz önüne alır ve bu ihtiyaçlara cevap verir ve tüm mağdurların insan haklarını bu önlemlerin odak noktası yapar.
  4. Taraflar, erkekler ve erkek çocukları başta olmak üzere, toplumun tüm üyelerinin işbu Sözleşme kapsamındaki tüm şiddet türlerini önlemek üzere aktif katkı sağlamasını teşvik etmek için gerekli tedbirleri alır.
  5. Taraflar, kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde “namus”un işbu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemi için mazeret oluşturmamasını sağlar.
  6. Taraflar, kadınların güçlenmesine yönelik program ve faaliyetleri arttırmak amacıyla gerekli

       MADDE 13-       FARKINDALIĞI ARTIRMA

  1. Taraflar, gerektiğinde, işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetin farklı tezahürlerinin, bunların çocuklar üzerindeki sonuçlarının ve bu tür şiddetin önlenmesi gerektiğinin toplum içinde anlaşılması ve buna ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla, başta kadın örgütleri olmak üzere ulusal insan hakları kurumları ve bunlara denk organları, sivil toplum ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içerisinde düzenli aralıklarla ve her seviyede farkındalık yaratma kampanyaları ve programları geliştirir veya yürütür.
  2. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamında yer alan şiddet eylemlerini önlemeye yönelik mevcut tedbirlere ilişkin bilgilerin kamu genelinde geniş biçimde yayınlanmasını sağlar.

MADDE 14 – EĞITIM

  1. Taraflar, gerektiğinde, öğrencilerin gelişen kapasitesine uygun olarak, kadın erkek eşitliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde şiddet içermeyen çatışma çözümleri, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı gibi konulara ilişkin öğretim malzemelerinin resmi müfredat içerisine ve eğitimin her seviyesine eklenmesi için gerekli adımları atar.
  2. Taraflar, 1. paragrafta bahsedilen ilkelerin resmi eğitim dışındaki eğitim faaliyetlerinin yanı sıra, sporda, boş zaman ve kültür faaliyetlerinde ve medyada desteklenmesi amacıyla gerekli adımları atar.

MADDE 15 – UZMANLARIN EĞITIMI

  1. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet eyleminin failleri ve mağdurlarıyla ilgilenen uzmanlara bu tür şiddetin önlenmesi ve ortaya çıkarılması, kadın erkek eşitliği, mağdurun ihtiyaç ve haklarının yanı sıra ikinci kez mağdur olmasının nasıl engelleneceğine ilişkin uygun eğitimi sağlar veya bu eğitimi takviye eder.
  2. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemleriyle ilgili başvuruların kapsamlı ve uygun biçimde ele alınmasını sağlamak üzere, 1. paragrafta bahsedilen eğitimin farklı kurumlar arasındaki işbirliğinin eşgüdümü konusunu kapsamasını teşvik eder.

MADDE 16 – ÖNLEYICI MÜDAHALE VE TEDAVI PROGRAMLARI

  1. Taraflar, şiddetin tekrarlanmaması ve şiddet içeren davranış modellerinin değiştirilmesi amacıyla aile içi şiddet faillerinin kişilerarası ilişkilerde şiddet içermeyen davranış biçimi edinmelerini sağlamayı hedefleyen programları oluşturmak ve desteklemek üzere gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, faillerin, özellikle cinsel suç faillerinin tekrar suç işlemesini engelleyen tedavi programlarının oluşturulması veya desteklenmesi için gerekli yasal veya diğer tedbirleri alır.
  3. Taraflar, 1. ve 2. paragraflarda bahsedilen önlemlerin alınmasında mağdurların güvenliği, desteklenmesi ve insan haklarının öncelikli öneme sahip olmasını ve bu programların, gerektiğinde mağdurlara yönelik özel destek uzmanlarıyla yakın eşgüdüm içerisinde oluşturulmasını sağlar.

Madde 17 – Özel sektör ve medyanın katılımı

  1. Taraflar, özel sektör, bilgi ve iletişim teknolojisi sektörü ve medyayı, ifade özgürlüğüne ve onların bağımsızlığına gerekli saygıyı göstererek, kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve onların onuruna duyulan saygının arttırılması amacıyla politika hazırlanmasına ve uygulanmasına katılmaları ve yönergeler ile öz denetim standartları oluşturmaları hususunda teşvik eder.
  2. Taraflar, özel sektör aktörleriyle işbirliği içinde, çocuklar, ebeveynler ve eğitimcilerin içeriğinde zararlı olabilecek aşağılayıcı cinsel ya da şiddet unsuruna erişim sağlayan bilgi ve iletişim ortamlarıyla başa çıkma becerilerini geliştirir ve ilerletir.

Bölüm IV — Koruma ve destek

MADDE 18 – GENEL YÜKÜMLÜLÜKLER

  1. Taraflar, bütün mağdurları şiddet eylemlerinin tekrarlanmasından korumak amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, işbu Sözleşmenin 20. ve 22. Maddesinde ayrıntıları verilen genel ve özel destek hizmetlerine başvurmak da dahil olmak üzere, iç hukuka uygun şekilde, Sözleşme kapsamındaki bütün şiddet mağdurları ve tanıklarının korunması ve desteklenmesinde mahkemeler, savcılar, kolluk kuvvetleri, yerel ve ulusal yetkililer dahil ilgili tüm devlet kuruluşları sivil toplum kuruluşları, diğer ilgili kuruluşlar ve birimler arasında etkin işbirliği için uygun mekanizmaların mevcudiyetini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer
  3. Taraflar, bu bölüm uyarınca alınan tedbirlerin,

 kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddeti toplumsal cinsiyet temelinde anlamaya dayanacağını ve mağdurun insan haklarına ve güvenliğine odaklanacağını;  mağdurlar, failler, çocuklar ve onların geniş anlamdaki toplumsal çevreleri arasındaki ilişkiyi göz önünde bulunduracak bütünsel bir yaklaşıma dayalı olacağını;  ikinci bir mağduriyeti önlemeyi hedeflediğini;  şiddet mağduru kadınların güçlenmesi ve ekonomik bağımsızlığını hedefleyeceğini;  uygun görülen durumlarda, aynı mekanlarda bir dizi koruma ve destek hizmetleri biriminin yer almasına imkan sağlayacağını  çocuk mağdurlar dahil olmak üzere, savunmasız haldeki bireylerin özel ihtiyaçlarını ele alacağını ve bu ihtiyaçların mevcut bulundurulacağını temin eder.

  • Hizmetlerin sunulması, mağdurun şikayette bulunmasına veya failin aleyhinde tanıklık etmesine bağlı olmayacaktır.
  • Taraflar, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak, konsolosluk ile diğer koruma ve destek hizmetlerini vatandaşlarına ve sözkonusu korumaya hak kazanan diğer mağdurlara sağlamak üzere gereken yasal ve diğer önlemleri alır.

Madde 19 – Bilgi

Taraflar, mağdurların anladıkları bir dilde mevcut destek hizmetleri ve yasal tedbirler hakkında yeterli ve zamanında bilgi almalarını sağlamak amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 20 – Genel destek hizmetleri

  1. Taraflar, mağdurların şiddet sonrası iyileşmelerini kolaylaştıracak hizmetlere erişimelerini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır. Bu tedbirler, gerektiğinde, yasal ve psikolojik danışmanlık, mali yardım, konut, eğitim, öğretim ve iş bulma desteği gibi hizmetleri içerecektir.
  2. Taraflar mağdurların sağlık ve sosyal hizmetlere erişimlerini, bu hizmetlerin yeterli kaynağa sahip olmalarını ve mağdurlara yardımcı olmak ve onları uygun hizmetlere yönlendirmek üzere uzmanların eğitilmelerini temin edecek gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 21 – Bireysel/toplu şikâyetlerde destek

Taraflar, mağdurların başvurabilecekleri bölgesel ve uluslararası bireysel/toplu şikayet mekanizmaları hakkında bilgi sahibi olmalarını ve bunlara erişebilmelerini sağlarlar. Taraflar, sözkonusu şikayet başvurularında mağdurlara duyarlı ve yeterli bilgi sağlanmasını teşvik eder.

Madde 22 – Uzman desteği hizmetleri

  1. Taraflar, bu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemine maruz kalan herhangi bir mağdura, uygun bir coğrafi dağılım kapsamında, anında, kısa ve uzun dönemli uzman desteği sağlamak ve düzenlemek amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, uzman kadın destek hizmetini tüm kadın mağdurlara ve çocuklarına sağlar veya buna yönelik düzenlemeleri yapar.

Madde 23 – Sığınma evleri

Taraflar, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, mağdurlara güvenli barınma imkanı sunmak ve onlara ilişkin önceden önlem almak amacıyla yeterli sayıda, kolay erişilebilir ve uygun sığınma evleri kurmak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 24 – Telefon yardım hatları

Taraflar, bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet hakkında arayanlara tavsiyelerde bulunmak üzere, gizliliğe veya kimlik bilgilerinin açıklanmamasına özen gösterilerek, ülke çapında 24 saat (7/24) hizmet verecek ücretsiz telefon yardım hattı kurmak için gerekli hukuki veya diğer

25 Cinsel şiddet mağdurları için destek

Taraflar, mağdurlara tıbbi ve adli muayene, travma desteği ve danışma hizmetleri sunacak, uygun ve kolay erişilebilir tecavüz kriz veya cinsel şiddet yönlendirme merkezleri kurmak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 26 – Çocuk tanıklar için koruma ve destek

  1. Taraflar, mağdurlara koruma ve destek hizmetleri verilmesinde, bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet tanığı çocukların hak ve ihtiyaçlarının dikkate alınmasının sağlanması için gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Bu madde çerçevesinde alınan tedbirler, bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet tanığı çocuğun yaşına uygun psiko-sosyal danışmayı içerir ve çocuğun yararını göz önünde bulundurur.

Madde 27 – Bildirim

Taraflar, bu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet eyleminin ifasına tanık olan veya eylemin gerçekleşeceğine yönelik makul gerekçeleri olan veya bir şiddet eyleminin daha gerçekleşeceğini öngören herhangi bir kimsenin bunu ilgili kuruluşlara veya makamlara bildirmesini teşvik etmek amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 28 – Uzmanlar tarafından bildirim

Taraflar, iç hukuk tarafından bazı uzmanlara uygulanan gizlilik ilkesinin, tanıkların bu Sözleşme kapsamındaki her türlü ağır şiddet eyleminin gerçekleştirildiğine dair makul sebepler olması ve daha sonra bir şiddet eylemi daha öngörülmesi durumlarında, bu tanıkların durumu ilgili kurum ve makamlara bildirme olasılığı önünde uygun koşullar altında bir engel teşkil etmeyeceğini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer

Bölüm V— Maddi hukuk

Madde 29 – Hukuk davaları ve başvuru yolları

  1. Taraflar, mağdurlara faile karşı yeterli yasal başvuru yolu sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak, yetkileri dahilinde önleyici veya koruyucu önlem alma görevini yerine getirmekte başarısız olmuş devlet makamlarına karşı mağdurlara yeterli yasal başvuru yolları sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 30 – Tazminat

1. Taraflar, mağdurların işbu Sözleşmede belirtilen suçlardan herhangi birini işleyen faillerden tazminat talep etme hakkına sahip olmalarını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Z Şiddet sonucu ciddi bedensel zarar görmüş ya da sağlığı bozulmuş olan ve uğradıkları zarar fail, sigorta ya da devlet tarafından finanse edilen sağlık ve sosyal hizmetler gibi diğer kaynaklar tarafından karşılanmayanlara yeterli miktarda devlet tazminatı ödenir. Bu hüküm, mağdurun güvenliği için gereken özen gösterildiği sürece, Tarafların tazminatı failden geri talep etmesine engel teşkil etmez.

3. 2. Paragraf çerçevesinde alınan tedbirler, tazminatın makul bir süre zarfında verilmesini sağlamalıdır.

Madde 31 – Velayet, ziyaret hakları ve güvenlik

  1. Taraflar, çocukların velayet ve ziyaret haklarının belirlenmesinde işbu Sözleşme kapsamındaki şiddet eylemlerinin göz önünde bulundurulmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar herhangi bir ziyaret veya velayet hakkının mağdurun veya çocukların haklarını ve güvenliğini tehlikeye düşürmemesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer

32 Zorla evliliklerin hukuki sonuçları

Taraflar, zorla gerçekleştirilen evliliklerin mağdura aşırı mali veya idari yük olmaksızın feshini, iptalini ve sonlandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 33 – Psikolojik şiddet

Taraflar, tehdit veya zorlama yoluyla kişinin psikolojik bütünlüğüne ciddi zarar veren kasıtlı davranışların cezai suçlar olarak değerlendirilmesini sağlamak üzere hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 34— Israrlı takip

Taraflar, başka bir kişiye yönelik, kendi güvenliği için korku duymasına neden olacak şekilde tekrar eden, kasıtlı ve tehditkar davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 35 – Fiziksel şiddet

Taraflar, bir başka bireye yönelik kasti uygulanan fiziksel şiddet eylemlerinin cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 36 – Tecavüz dahil olmak üzere, cinsel şiddet,

  1. Taraflar, aşağıda belirtilen kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır
    1. herhangi bir organıyla veya bir cisimle bir başka kişiyle, rızası olmadan vajinal, anal veya oral olarak cinsel nitelikli eylemlerde bulunma,
    2. kişiye karşı rızası olmaksızın diğer cinsel nitelikli eylemlerde bulunma,
    3. rızası olmayan bir kişinin üçüncü bir kişiyle cinsel nitelikli eylemlerde bulunmasına neden olma.
  2. Rıza, mevcut koşulları değerIendiren kişinin hür iradesinin sonucunda isteğe bağlı olarak verilmelidir.
  • Taraflar, 1. paragrafta yer alan hükümlerin iç hukuk tarafından tanındığı şekliyle eski veya şu anki eşlere veya partnerlere karşı işlenen eylemler için geçerli olmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

MADDE 37 – ZORLA EVLENDIRME

  1. Taraflar, yetişkin bir bireyi veya çocuğu evlenmeye zorlayan kasıtlı davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, yetişkin bir bireyi veya çocuğu evlenmeye zorlamak amacıyla, kendi ikamet yeri dışında diğer ülke veya Taraf devletin topraklarına çekmeye ilişkin kasti davranışların suç sayılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 38 – Kadın sünneti

Taraflar, aşağıda belirtilen kasıtlı davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır;

  1. bir kadının dış dudakları, iç dudakları veya klitorisinin tamamını veya bir kısmını kesip çıkarma, infibülasyon veya işlevini yapamaz hale getirme,
  2. bir kadını a. maddesinde belirtilen eylemlerden herhangi birine maruz kalmaya zorlama veya kadına bu eylemleri yaptırma,
  3. bir kız çocuğunu a. maddesinde belirtilen eylemlerden herhangi birine teşvik etme, buna maruz kalmaya zorlama veya ona bu eylemleri yaptırma.

Madde 39 – Zorla kürtaj ve zorla kısırlaştırma

Taraflar aşağıdaki kasti davranışların cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır:

  1. kendisinin daha önceden bilgisi ve rızası olmaksızın kadın üzerinde kürtaj gerçekleştirilmesi,
  2. kendisinin daha önceden bilgisi ve rızası olmaksızın ve süreci tam olarak anlamaksızın kadının doğal üreme kapasitesini sonlandırma amacı veya etkisi taşıyan cerrahi operasyon gerçekleştirilmesi.

40 Cinsel taciz

Taraflar, özellikle de saldırgan, küçük düşürücü, yüz kızartıcı ve kırıcı bir çevre yaratarak bir insanın onurunu zedelemeyi amaçlayan ya da bu sonucu doğuran, istenmeyen sözlü, sözsüz veya fiziksel olarak cinsel güdülü davranışın cezai ve diğer yasal yaptırımlara tabi olmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 41 – Yardım veya yataklık etme ve girişim

  1. Taraflar, işbu Sözleşmenin 33, 34, 35, 36, 37, 38.a ve 39. Maddelerinde yer alan suçlar kasten işlendiğinde, bunların işlenmesine yardım veya yataklık edilmesinin suç olarak değerIendirilmesi için gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, işbu Sözleşmenin 35, 36, 37, 38.a ve 39. Maddelerinde yer alan suçlar kasten işlendiğinde, mezkur suçu işleme girişiminde bulunmanın suç olarak değerlendirilmesi için gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 42 – Sözde “namus” adına işlenen suçlar dahil olmak üzere, kabul edilemez gerekçeler

ı. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eyleminin gerçekleşmesini müteakiben başlatılan cezai işlemlerde kültür, gelenek, din, görenek veya sözde “namus”un bu eylemlerin gerekçesi olarak kabul edilmemesini sağlamak üzere gereken hukuki ve diğer tedbirleri alır. Bu özellikle, mağdurun kültürel, dini, sosyal veya geleneksel olarak kabul gören uygun davranış normlarını veya törelerini ihlal ettiği iddialarını da içerecektir.

2. Taraflar, 1. paragrafta belirtilen eylemlerden herhangi birini gerçekleştirmesi için herhangi bir kimseyi veya bir çocuğu azmettirmenin işlenen eylem için söz konusu kişinin cezai sorumluluğunu azaltmamasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 43 – Cezai suçların tatbiki

Bu sözleşme uyarınca belirlenen suçlar, mağdur ile failin arasındaki ilişkinin niteliğine bakılmaksızın tatbik edilecektir.

Madde 44 – Yargı yetkisi

  1. Taraflar, işbu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suç,
    1. kendi topraklarında; veya
    2. bayrağını taşıyan bir gemide; veya
    3. yasaları doğrultusunda tescil edilmiş bir uçakta; veya
    4. vatandaşlarından biri tarafından; veya
    5. topraklarında ikamet eden bir kimse tarafından, işlenmiş olması durumunda yargılanmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, suç kendi vatandaşlarından birine veya kendi topraklarında ikamet eden kişilere karşı işlendiğinde, işbu Sözleşme uyarınca belirlenen herhangi bir suça ilişkin yargı yetkisi oluşturmak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri almaya çaba gösterecektir.
  3. Sözleşmenin 36, 37, 38 ve 39. Maddelerinde belirtilen suçların kovuşturması için Taraflar yargı yetkilerinin, eylemin gerçekleştirildiği bölgede suç sayılması koşuluna bağlı olmamasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer önlemleri alır.
  4. Taraflar, işbu Sözleşmenin 36, 37, 38 ve 39. maddeleri uyarınca belirlenen suçların kovuşturulmasını sağlamak amacıyla 1. paragrafın d ve e maddelerinde belirtilen hususlara ilişkin yargı yetkilerinin, kovuşturmanın yalnızca suç mağdurunun bildirmesi veya suçun işlendiği mekandaki devlet tarafından bilgi sunulması üzerine başlatılabileceği koşuluna bağlanmaması için gerekli hukuki veya diğer
  • Taraflar, fail olduğu iddia edilen kişinin kendi topraklarında olması ve bu kişiyi yalnızca uyruğuna dayanarak diğer Tarafa iade etmediği durumlarda işbu Sözleşme kapsamındaki suçlar üzerinde yargılama yetkisi oluşturabilmek amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  • İşbu Sözleşme kapsamında iddia edilen suçlara ilişkin birden fazla Tarafın yargılama talebinde bulunması durumunda, ilgili Taraflar, gerektiğinde, kovuşturma için en uygun yargı yetkisini belirlemek üzere birbirlerine danışır.
  • İşbu Sözleşme, uluslararası hukukun genel ilkelerine halel getirmeksizin iç hukukuna uygun olarak bir Taraf tarafından uygulanan herhangi bir cezai yargılamayı olanaksız kılmaz.

Madde 45 – Yaptırım ve tedbirler

  1. Taraflar, işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçların etkili, orantılı ve caydırıcı bir biçimde, suçların ciddiyetini de göz önünde bulundurarak, cezalandırılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alacaklardır. Bu yaptırımlar, gerektiğinde, suçluların iadesiyle sonuçlanacak biçimde özgürlükten mahrum bırakmayı da içeren cezaları kapsayabilir.
  2. Taraflar, faillere yönelik olarak aşağıda yer alanlar gibi diğer başka tedbirler benimseyebilir:
  3. hükümlü kişilerin izlenmesi veya denetlenmesi;
  4. mağdurun güvenliğini de içerebilmek üzere, çocuğun kendi yararının başka hiçbir şekilde garanti altına alınamaması durumunda, ebeveyn haklarının elinden alınması.

Madde 46 – Ağırlaştırıcı sebepler

Taraflar, suçun ana unsurlarından birini zaten oluşturmadıkları takdirde, iç hukukun ilgili hükümlerine uygun olarak aşağıdaki sebeplerin işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçlara istinaden cezaların belirlenmesindeki ağırlaştırıcı sebepler olarak göz önünde bulundurulabilmesini sağlamak amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır. Bu sebepler:

  1. suçun; iç hukuk tarafından tanınan, failin şu anki veya daha önceki eş ya da partnere karşı, mağdurla birlikte yaşayan veya yetkisini kötüye kullanan bir aile bireyince işlenmesi;
  2. suçun veya ilgili suçların defalarca işlenmesi;
  3. suçun; özel durumlar nedeniyle savunmasız hale gelmiş bir bireye karşı işlenmesi;
  4. suçun çocuğa karşı ya da çocuğun gözleri önünde işlenmesi;
  5. suçun iki veya ikiden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi;
  6. suç öncesi veya esnasında aşırı derecede şiddete başvurulması;
  7. suçun silah kullanılarak veya silahlı tehditte bulunularak işlenmesi;
  8. suçun, mağdur için ciddi fiziksel veya psikolojik zararlarla sonuçlanması;

failin daha önce de aynı suçlardan hüküm giymiş olması.

MADDE 47 – DIĞER TARAFÇA VERILEN HÜKÜMLER

Taraflar, hükümler belirlenirken işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçlarla bağlantılı olarak diğer Tarafça verilen kesin hükümlerin göz önünde bulundurulması ihtimalini öngörmek amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

MADDE 48 – ZORUNLU ALTERNATIF UYUŞMAZLIK ÇÖZÜM USULLERI VEYA HÜKÜMLERININ YASAKLANMASI

  1. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak arabuluculuk ve uzlaştırma da dahil olmak üzere, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, para cezası talep edilmesi durumunda failin mağdura karşı mali yükümlülüğünü yerine getirme kapasitesinin dikkate alınmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer

Bölüm VI- Soruşturma, kovuşturma, usul hukuku ve önleyici tedbirler

Madde 49 – Genel yükümlülükler

  1. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin soruşturma ve adli işlemlerin, mağdurun haklarını göz önüne alarak aşırı bir gecikme olmaksızın yürütülmesini sağlamak amacıyla, ceza muhakemesinin tüm safhalarında gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, toplumsal cinsiyet temelli şiddet anlayışını göz önünde bulundurarak ve insan hakları temel ilkelerine uygun biçimde, işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkili bir biçimde yürütülmesini sağlamak amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 50 – Acil müdahale, önleme ve koruma

  1. Taraflar, sorumlu kolluk kuvvetlerinin, mağdurlara yeterli ve hızlı koruma imkânları sunarak işbu Sözleşme kapsamında yer alan her türlü şiddete acil ve yerinde müdahale etmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, işlevsel tedbirlerin alınması ve kanıt toplama da dahil olmak üzere, kolluk kuvvetlerinin işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddetin önlenmesinde ve mağdurların korunmasında acil ve yerinde müdahale etmelerini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 51 – Risk değerIendirmesi ve risk yönetimi

  1. Taraflar, riski yönetmek ve gerekli olması durumunda koordineli destek ve güvenlik sağlamak üzere tüm ilgili yetkililerce ölüm riskinin, durumun ciddiyetinin ve şiddetin tekrarlanması riskinin değerIendirmesinin yapılmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar 1. paragrafta atıfta bulunulan değerIendirmenin, soruşturmanın ve koruyucu tedbirlerin uygulanmasının her aşamasında, işbu Sözleşme kapsamındaki şiddet eyleminin faillerinin ateşli silahlara sahip olduklarını veya bunlara erişimlerinin olduğunu göz önünde bulundurmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 52 – Acil engelleme emirleri

Taraflar, ani tehlike durumlarında, ilgili yetkililerin aile içi şiddet failine yeterli bir süre zarfında mağdurun veya risk altındaki kişinin ikamet ettiği bölgeyi terketmesini emretme ve failin, mağdurun veya risk altındaki kişinin ikamet bölgesine girmesini veya onlarla irtibat kurmasını yasaklama yetkisine sahip olmalarını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alacaklardır. Bu madde uyarınca alınan tedbirler mağdurun veya risk altındaki kişinin güvenliğini ön planda tutar.

Madde 53 – Kısıtlama ve koruma emirleri

  1. Taraflar, işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddet mağdurları için, uygun kısıtlama ve koruma emirlerinin mevcudiyetini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, 1. paragrafta atıfta bulunulan kısıtlama ve koruma emirlerinin:

 acil korumaya ve mağdura aşırı mali veya idari yük oluşturmamasına uygun olmasını,  belirli bir zaman dilimi içerisinde veya değiştirilene ya da kaldırılıncaya kadar yürürlükte kalmasını,  gerektiğinde, hemen etki yaratacak şekilde tek taraflı olarak kullanıma koyulmasını,  diğer kanuni takibatlara bakılmaksızın ve bu takibatlara ek olarak mevcut bulunmasını,  daha sonraki kanuni takibatlara dahil edilmesine izin verilmesini, teminat altına almak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

  • Taraflar, 1. paragrafla uyumlu olarak uygulamaya konan kısıtlama ve koruma emirlerinin ihlalinin etkili, orantılı ve caydırıcı cezai ya da diğer hukuki yaptırımlara tabi olmasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

MADDE 54 – SORUŞTURMA VE KANIT

1. Taraflar, herhangi bir hukuki veya cezai davada mağdurun cinsel geçmiş ve davranışlarına ilişkin kanıtlara yalnızca konuyla ilgili ve gerekli olması durumunda izin verilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer

Madde 55 – Tek taraflı ve resen yargılamalar

  1. Taraflar, işbu Sözleşme’nin 35, 36, 37, 38 ve 39. Maddeleri uyarınca ihdas edilen suçların soruşturulması veya kovuşturulmasının; suçun tamamının veya bir kısmının topraklarında işlenmesi durumunda, suçun mağdur tarafından bildirilmesi veya şikâyette bulunmasına bağlı olmamasını ve mağdur şikayetini veya ifadesini geri alsa bile işlemlerin devam edebilmesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, iç hukuklarında öngörülen koşullara uygun olarak, kamu kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin ve aile içi şiddet danışmanlarının, işbu Sözleşme uyarınca belirlenen suçlara ilişkin soruşturma ve adli takibatın yapılması sırasında mağdurun isteği üzerine, mağdura yardım ve destek vermesi olanağını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

MADDE 56 – KORUMA TEDBIRLERI

  1. Taraflar, soruşturma ve adli takibatın her aşamasında, tanık olarak özel ihtiyaçları da dahil olmak üzere mağdurların hak ve çıkarlarını koruma altına almak amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır. Taraflar, bunları:
    1. Mağdurların, aynı zamanda ailesinin ve görgü tanıklarının gözdağı, kısas veya tekrar mağdur edilmeye karşı korunmasının sağlanması;
    2. Mağdurun, en azından kendisinin ve ailesinin tehlikede olabileceği durumlarda failin kaçtığından, geçici veya sürekli olarak serbest bırakıldığından haberdar edilmesinin sağlanması;
    3. İç hukukun öngördüğü koşullar altında mağdurları, tasarruflarındaki hak ve hizmetler ve şikayetlerinin takibi, suçlamalar, soruşturma ve işlemlerin genel ilerleyişi, onların bu husustaki rolleri ve davaların sonuçları hakkında bilgilendirilmesinin sağlanması;
    4. mağdurun doğrudan veya bir aracı yoluyla, iç hukukun usul ilkelerine uygun olarak, dinlenmesinin, kanıt göstermesinin, görüşlerini, ihtiyaçlarını ve endişelerini sunmasının ve bunların değerlendirilmesinin sağlanması;
    5. mağdurlara hak ve çıkarlarının uygun bir şekilde sunulmasını ve göz önüne alınmasını sağlayacak uygun destek hizmetleri verilmesi;
  • mağdurların özel yaşantısının ve görüntüsünün korunması amacıyla uygun tedbirlerin benimsenmesi;
    • mümkün olan durumlarda, mahkeme ve kolluk kuvvetleri birimlerinde mağdur ve fail arasında temas kurulmasından kaçınılmasının sağlanması;
    • davaya taraf olarak katılan ya da kanıt sunan mağdurlara bağımsız ve yetkin çevirmenler sağlanması;

mağdurun; iç hukuk kurallarına uygun olarak, uygun iletişim teknolojilerinin kullanılması yoluyla mahkeme salonunda olmaksızın ya da fail olduğu iddia edilen şahsın yokluğunda mahkemede ifade verebilmesinin mümkün kılınması yoluyla gerçekleştirir.

  • Aile içi şiddet ve kadınlara yönelik şiddet mağduru çocuk ve tanıklara çocuğun kendi yararı gözetilerek özel koruma tedbirleri temin edilir.

MADDE 57 – ADLI YARDIM

Taraflar, iç hukukta öngörülen koşullar atlında mağdurların ücretsiz adli yardım ve destek alma haklarını sağlar.

MADDE 58 – ZAMANAŞIMI KURALI

Taraflar, işbu Sözleşme’nin 36, 37, 38 ve 39. Maddeleri uyarınca ihdas edilen suçlara ilişkin herhangi bir kanuni takibatın başlatılması için zamanaşımının; mağdurun reşit yaşa ulaşmasından sonra takibatın etkin bir şekilde başlamasını mümkün kılacak, suçun ağırlığıyla orantılı ve yeterli bir zaman devam etmesini teminen gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Bölüm VII- Göç ve sığınma

MADDE 59 – İKAMETGÂH DURUMU

  1. Taraflar, evlilik birliğinin sonlanması durumunda ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya partnerin ikametgâh durumuna bağlı olan şiddet mağdurlarına, fevkalade zor durumlarda, başvuru üzerine, evliliğin veya ilişkinin süresine bakılmaksızın bağımsız ikamet izni verilmesini teminat altına almak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır. Müstakil ikamet izni verilmesi ve süresine ilişkin koşullar iç hukuk tarafından düzenlenir.
  2. Taraflar, ikametgâh durumu iç hukuk tarafından tanınan eş veya partnere bağlı olan mağdurların ikametgah nedeniyle başlatılan sınır dışı işlemlerini müstakil oturma izni için başvurmalarına olanak sağlayacak şekilde durdurabilmelerini sağlamak üzere gereken yasal veya diğer tedbirleri alır.
  3. Taraflar, aşağıdaki durumlardan birinin veya her ikisinin birden söz konusu olması durumunda mağdurlara yenilenebilir ikamet izni verir:
  4. Yetkili makamın, kişisel durumlarından dolayı mağdurun kalması gerektiği görüşünde olması durumunda;
  5. Yetkili makamın, soruşturma veya takibatlarda muadil yetkililerle işbirliğinin kurulması amacıyla mağdurun kalmasını gerekli gördüğü durumlarda.

4. Evlilik amacıyla Taraf ülkeye getirilen ve ikamet ettikleri yerdeki ikametgâh durumunu kaybeden zorla evlendirme mağdurlarının tekrar haklarını geri almasını sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 60 — Toplumsal Cinsiyete dayalı sığınmacı başvuruları

  1. Taraflar, 1951 Mültecilerin Durumuna ilişkin Sözleşme’nin 1 A(2) Maddesinin anlamı çerçevesinde, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin bir zulüm çeşidi ve tamamlayıcı/yardımcı korumayı gerektiren ciddi bir zarar biçimi olarak tanınmasını teminen gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar, Sözleşme’nin gerekçelerinden her birine toplumsal cinsiyete duyarlı bir yorum getirilmesini sağlar ve bu gerekçelerden bir veya birden fazlası nedeniyle zulümden korkulduğu durumlarda başvuranlara yürürlükteki ilgili araçlara göre mülteci statüsü verilir.
  3. Taraflar sığınmacılar için, toplumsal cinsiyete duyarlı kabul usullerinin ve destek hizmetlerinin yanı sıra toplumsal cinsiyet yönergelerini ve mülteci statüsünün belirlenmesi ve uluslararası koruma için başvuruyu da kapsayan, toplumsal cinsiyete duyarlı sığınma usullerini geliştirmeye yönelik gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

Madde 61 – Geri göndermeme

  1. Taraflar uluslararası hukuk çerçevesindeki mevcut yükümlülüklere uygun olarak geri göndermeme ilkesini gözetmek amacıyla gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.
  2. Taraflar statüleri veya ikametleri gözetilmeksizin korumaya muhtaç şiddet mağduru kadınların yaşam riski bulunan ya da işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezaya maruz kalabileceği hiçbir ülkeye hiçbir koşulda geri gönderilmemesini sağlamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.

BÖLÜM VIII- Uluslararası işbirliği

Madde 62 – Genel ilkeler

  1. Taraflar, işbu Sözleşme’nin hükümlerine uygun olarak hukuki ve cezai konularda iş birliğine ilişkin ilgili uluslararası ve bölgesel araçların uygulanması, benzer veya karşılıklı mevzuat ve iç hukuk temelinde uzlaşılmış düzenlemeler yoluyla aşağıdaki amaçları gerçekleştirmek üzere birbirleriyle mümkün olan en geniş şekilde iş birliği yaparlar:
    1. işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddeti önleme, şiddete karşı mücadele etme ve şiddeti kovuşturma;
    2. mağdurları koruma ve onlara destek sağlama;
    3. işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçlara ilişkin soruşturma veya işlemler;
    4. koruma emirleri de dahil, Tarafların yargı yetkilileri tarafından verilen ilgili hukuki ve cezai kararların uygulanması.
  2. Taraflar, işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilen ve ikamet edilen yerden farklı bir Tarafın topraklarında işlenen bir suçun mağdurunun, ikamet ettiği devletin ilgili yetkilileri nezdinde şikâyette bulunmasını sağlamak üzere gerekli hukuki ve diğer tedbirleri alır.
  3. İşbu Sözleşme’ye Taraf diğer bir devletin ceza davalarında verdiği kararların uygulanması, suçluların iadesi ve suçla mücadele konularında aralarında bir anlaşmanın mevcut olması koşulunu getiren işbu Sözleşme’ye Taraf bir devlet, bu türde bir antlaşma akdetmediği bir Taraftan böyle bir yasal işbirliği talebi alması halinde, işbu Sözleşmeyi, Sözleşme uyarınca ihdas edilen suçlar bağlamında ceza davalarında verilen kararların uygulanması, suçluların iadesi ve suçla mücadele konularında karşılıklı destek için yasal dayanak kabul edebilir.
  4. Taraflar, 18. madde 5. paragraf kapsamındaki mağdurların korunmasını kolaylaştırmak amacıyla üçüncü devletlerle ikili ve çoklu anlaşmaların yürürlüğe konmasını da içeren, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadeleyi, gerektiğinde, üçüncü ülkelerin yararlandığı kalkınma amaçlı yardım programlarına entegre etmeye çaba gösterir.

Madde 63 – Risk altındaki kişilere yönelik tedbirler

Başka bir Tarafın topraklarındaki bir kişinin işbu Sözleşme’nin 36, 37, 38 ve 39. paragraflarında atıfta bulunulan herhangi bir şiddet eylemine her an maruz kalma riskiyle karşı karşıya olduğu yönünde ellerinde mevcut bilgilere dayanarak haklı gerekçeleri bulunan Taraf, uygun koruma tedbirlerinin alınmasını sağlamak amacıyla bu bilgiyi gecikmeksizin, bahsedilen kişinin sınırları içerisinde olduğu Tarafa bildirmeye teşvik edilmektedir. Bu bilgi, geçerli olması durumunda, risk altında bulunan kişinin yararı için mevcut koruma hükümlerine ilişkin ayrıntıları da içerir.

Madde 64 – Bilgi

  1. Talep edilen Taraf, bu bölüm kapsamında yapılan eylemin nihai sonucu hakkında talepte bulunan Tarafı derhal bilgilendirecektir. Talep edilen Taraf aynı zamanda, talep edilen eylemin gerçekleştirilmesinin mümkün olamaması veya uygulanmasının kaydadeğer ölçüde gecikmeye maruz kalması olasılığı durumlarında, bunu talepte bulunan Tarafa süratle bildirir.
  2. Bir Taraf; kendi yaptığı soruşturma çerçevesinde edindiği bilgiyi, bu bilginin ifşasının diğer Tarafa işbu Sözleşme uyarınca ihdas edilmiş ceza gerektiren suçları önlemede, soruşturma veya işlemleri başlatma veya yürütmede yardımcı olabileceğini düşündüğünde ya da bu bilginin bu bölüm kapsamında diğer Tarafın işbirliği talebinde bulunmasına yol açacağını düşündüğünde, iç hukukunun sınırları dâhilinde, önceden talep olmaksızın diğer Tarafa iletebilir.
  3. ikinci paragraf kapsamında herhangi bir bilgi alan Taraf; uygun görüldüğü takdirde dava açılmasını veya ilgili hukuki ve cezai davalarda bu bilginin göz önüne alınabilmesini sağlayacak bu çeşit bir bilgiyi kendi ilgili yetkililerine ibraz eder.

MADDE 65 – VERILERIN KORUNMASI

Kişisel veriler, Tarafların Kişisel Verilerin Otomatik İşlemden Geçirilme Sürecinde Bireylerin Korunması Hakkında Sözleşme (ETS No.108) altındaki yükümlülüklerine uygun biçimde saklanır ve kullanılır.

Bölüm IX- İzleme mekanizması

MADDE 66 – KADINLARA YÖNELIK ŞIDDET VE AILE IÇI ŞIDDETE KARŞI EYLEM UZMAN GRUBU

  1. Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddete karşı eylem uzman grubu (bundan sonra “GREVIO” olarak anılacaktır) Sözleşme’nin Taraflarca uygulanmasını izler.
  2. GREVIO, toplumsal cinsiyet ve coğrafi dağılım dengesine ek olarak, çok disiplinli uzmanlık bilgileri de dikkate alınarak en az 10, en fazla 15 üyeden oluşur. Üyeleri, Taraflar Komitesi tarafından Taraflarca aday gösterilenler arasından, bir kez yenilenebilir dört yıllık görev süresi için Tarafların vatandaşları arasından seçilir.
  3. İlk 10 üyenin seçimi, işbu Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini izleyen bir yıl içerisinde yapılır. Ek beş üyenin seçimi 25. onay veya katılımı takiben yapılır.
  4. GREVIO üyelerinin seçimi aşağıdaki ilkelere bağlıdır:
    1. Üyeler, insan hakları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet ya da mağdurların korunması ve onlara yardımcı olma alanlarında muteber yetkinliğe sahip olarak bilinen, yüksek ahlaki karakterli veya işbu Sözleşme kapsamında belirlenen alanlarda deneyimli kişiler arasından şeffaf bir yöntemle seçilir;
    2. GREVlO’nun iki üyesi aynı devletin vatandaşı olamaz;
    3. Üyeler temel hukuk sistemlerini temsil etmelidir;
    4. Üyeler kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddet alanında ilgili aktör ve organları temsil etmelidirler;
    5. Üyeler kendi şahsi sıfatlarıyla görev yaparlar. Görevlerini yerine getirirken bağımsız ve tarafsızdırlar ve görevlerini etkili bir şekilde yerine getirmeye hazır olmalıdırlar.
  5. GREVIO’nun üyelerinin seçim yöntemi, Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takiben altı ay içerisinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından, Taraflarla istişare edildikten ve oybirliği sağlandıktan sonra belirlenir.
  6. GREVIO kendi usul kurallarını belirler.
  7. 68. maddenin 9. ve 14. fıkralarında ayrıntılarına yer verilen ülke ziyaretlerini gerçekleştiren GREVIO üyeleri ile heyetlerin diğer üyeleri, Sözleşme’nin ek bölümünde kabul edilen imtiyaz ve muafiyetlerden yararlanırlar.

MADDE 67 – TARAFLAR KOMITESI

  1. Taraflar Komitesi, Sözleşme’ye Tarafların temsilcilerinden oluşur.
  2. Taraflar Komitesi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından toplantıya çağrılır. Komite’nin ilk toplantısı GREVIO üyelerini seçmek için Sözleşme’nin yürürlüğe girmesini takiben 1 yıl içerisinde yapılır. Sonrasında Komite, Tarafların 3’te 1’i, Taraflar Komitesi Başkanı veya Genel Sekreter ne zaman talep ederse toplanır.
  3. Taraflar Komitesi kendi usul kurallarını kabul eder.

MADDE 68 – USUL

  1. Taraflar, GREVIO tarafından hazırlanan bir sualnameye dayanarak işbu Sözleşme’nin hükümlerini yürürlüğe sokan hukuki ve diğer tedbirler hakkında GREVIO tarafından değerIendirilmek üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bir rapor sunar.
  2. GREVIO, 1. paragraf uyarınca sunulan raporu, ilgili Tarafın temsilcileriyle birlikte değerlendirir.
  3. Sonraki değerlendirme usulleri, uzunluğu GREVIO tarafından saptanacak dönemler halinde belirlenir. Her dönemin başında GREVIO, değerIendirme usulünün dayandığı belirli hükümleri seçer ve sualname gönderir.
  4. GREVIO izleme usulünü gerçekleştirmek için uygun araçları tanımlar. GREVIO özellikle her değerlendirme süreci için, Taraflar tarafından değerlendirme usulünün uygulanmasının gerekçesi olarak hizmet edecek sualnameyi kabul eder. Sualname, tüm Taraflar tarafından ele alınır. Taraflar sualnameye ve aynı zamanda GREVIO’nun her türlü bilgi talebine yanıt verir.
  5. GREVIO, Sözleşme’nin uygulanması hakkında sivil toplum örgütlerinden, sivil toplumdan ve insan haklarını korumaya yönelik ulusal kuruluşlardan bilgi alabilir.
  6. GREVIO, Sözleşme kapsamındaki alanlarla alakalı diğer bölgesel ve uluslararası belgelerde ve birimlerde mevcut bilgilere gereken önemi gösterir.
  7. Her değerlendirme dönemi için sualname kabul edildiğinde GREVIO, Sözleşme’nin 11. maddesinde bahsedildiği gibi Taraflardaki mevcut verilere ve araştırmalara gereken önemi gösterir.
  8. GREVIO, Sözleşme’nin uygulanmasıyla ilgili olarak Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Parlamenter Meclisi ve Avrupa Konseyi’nin diğer ilgili uzmanlaşmış birimlerinden ve diğer uluslararası belgeler uyarınca kurulan birimlerden bilgi alabilir. Bu birimlere sunulan şikâyetler ve bunların sonuçları GREVIO’ya sunulacaktır.
  9. GREVIO, ulusal makamlarla işbirliği içerisinde ve bağımsız ulusal uzmanların yardımıyla, edinilen bilginin yetersiz olmasına veya 14. paragrafın öngördüğü durumlara bağlı olarak ek ülke ziyaretleri düzenleyebilir. Sözkonusu ziyaretler boyunca GREVIO belirli alanlarda uzmanlaşmış kişiler tarafından desteklenebilir.
  10. GREVIO, değerIendirmenin dayandığı hükümlerin uygulanmasına yönelik tahlilinin yanı sıra, ilgili Tarafın belirlenen sorunların üstesinden gelebilmesine ilişkin teklif ve önerilerini de içeren bir taslak rapor hazırlar. Taslak rapor, yorumlarını sunmak üzere değerlendirme sürecinden geçen Tarafa iletilir. Bu yorumlar, GREVIO tarafından raporun kabul edilmesi sırasında göz önünde bulundurulur.
  11. Alınan bilgi ve Taraflarca yapılan yorumlar temel alınarak GREVIO, işbu Sözleşme hükümlerinin uygulanmasından sorumlu Tarafça alınan tedbirlere yönelik rapor ve sonuçları kabul eder. Bu rapor ve sonuçlar ilgili Tarafa ve Taraflar Komitesi’ne gönderilir. Kabul edilmesinin ardından, GREVIO’nun rapor ve sonuçları ilgili Tarafça sunulan nihai yorumlar ile birlikte kamuya açıklanacaktır.
  12. l’den 8’e kadar olan paragrafların usulüne halel getirmeyecek şekilde, Taraflar Komitesi GREVIO rapor ve sonuçlarını temel alarak ilgili Tarafa hitaben (a) GREVIO’nun sonuçlarını uygulamak üzere alınan tedbirlere, gerekli olması durumunda ise bunların uygulanmasına yönelik bilgi sunulması amacıyla bir tarih belirlenmesine ilişkin, (b) Sözleşme’nin uygun şekilde uygulanması için ilgili Tarafla işbirliğini teşvik etmek amacıyla tavsiye kararları kabul edebilir.
  13. GREVIO, Sözleşme’yle ilgili ciddi ihlalleri önlemek ya da bunların boyutunu veya sayısını azaltmak için acil dikkat gerektiren sorunların varlığına işaret eden bir durum hakkında güvenilir bilgiler aldığında, kadınlara yönelik ciddi, kitlesel veya süreklilik gösteren şiddet biçimlerinin önlenmesi için alınan tedbirlere ilişkin özel bir raporun acilen sunulmasını talep edebilir.
  14. ilgili Tarafça sunulan bilgiler ve kendinde mevcut diğer güvenilir bilgileri göz önüne alarak GREVIO soruşturma yürütülmesi ve acilen GREVlO’ya bilgi sunulması için bir veya birden fazla üyesini belirleyebilir. Gerekli bulunduğu takdirde ve Tarafın rızasıyla soruşturma, onun topraklarına ziyareti içerebilir.
  15. paragrafta atıfta bulunulan soruşturmada elde edilen bulgular incelendikten sonra GREVIO, bu bulguları ilgili Tarafa ve uygun görüldüğü hallerde Taraflar Komitesi’ne ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne diğer yorum ve tavsiyelerle birlikte iletir.

MADDE 69 – GENEL TAVSIYELER

GREVIO, uygun olan hallerde, Sözleşme’nin uygulanması hakkında genel tavsiyeleri kabul edebilir.

MADDE 70 – PARLAMENTOLARIN İZLEMEYE KATILIMI

  1. Ulusal parlamentolar, işbu Sözleşme’nin uygulanması için alınan tedbirlerin izlenmesine katılmaya davet edilir.
  2. Taraflar GREVlO’nun raporlarını kendi ulusal parlamentolarına sunar.
  3. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, Sözleşme’nin uygulanmasındaki durumu değerlendirmeye düzenli olarak davet edilir.

Bölüm X- Diğer uluslararası belgelerle ilişki

Madde 71 – Diğer uluslararası belgelerle ilişki

  1. İşbu Sözleşme, Sözleşme’ye Tarafların taraf olduğu veya olacağı ve bu Sözleşme kapsamında düzenlenen konularda hükümler içeren diğer uluslararası belgelerden kaynaklı yükümlülükleri etkilemez.
  2. İşbu Sözleşme’ye Taraflar, Sözleşme’nin hükümlerini tamamlamak veya güçlendirmek veya Sözleşme’de yer alan ilkelerin uygulanmasını kolaylaştırmak amacıyla Sözleşme’de ele alınan konular hakkında birbirleriyle ikili veya çok taraflı anlaşmalar akdedebilir.

Bölüm XI — Sözleşme’de değişiklikler

Madde 72 – Değişiklikler

  1. Bir Taraf tarafından sunulan Sözleşme’deki her değişiklik önerisi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne iletilir ve kendisi tarafından Avrupa Konseyi üye ülkelerine, her imzalayan devlete, Taraflara, Avrupa Birliği’ne ve 75. madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’yi imzalamaya çağrılan her devlete ve 76. madde hükümleri uyarınca bu Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her devlete bildirilir.
  2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, değişiklik önerisini dikkate alır ve Avrupa Konseyi üyesi olmayan Sözleşme’nin Taraflarının görüşüne başvurduktan sonra, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. maddesinin d fıkrası gereğince oyçokluğuyla değişikliği kabul edebilir.
  3. 2. paragraf uyarınca Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen her değişiklik metni, kabul için Taraflara iletilir.
  4. 2. paragraf uyarınca kabul edilen her değişiklik, tüm Tarafların, Genel Sekreter’i değişikliği kabul ettikleri hakkında bilgilendirdiği tarihten sonraki bir aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk günü yürürlüğe girer.

Bölüm XII — Son hükümler

MADDE 73 – SÖZLEŞME’NIN GEÇERLILIĞI

İşbu Sözleşme’nin hükümleri, kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadelede kişilere daha uygun haklar sağlayan iç hukuk hükümlerine ve yürürlükte olan veya yürürlüğe konabilecek olan bağlayıcı uluslararası belgelere halel getirmez.

MADDE 74 – UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜMÜ

  1. Taraflar, Sözleşme’nin uygulanması veya yorumlanması sırasında doğabilecek her uyuşmazlığı öncelikle müzakere, uzlaşma, tahkim gibi araçlarla veya karşılıklı anlaşmayla kabul edilen diğer barışçıl yollarla çözmek için çaba gösterir.
  2. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Taraflara, buna onay vermeleri halinde, uyuşmazlık sırasında kullanmak için çözüm usulleri oluşturabilir.

Madde 75 – İmza ve yürürlüğe girme

  1. işbu Sözleşme, Avrupa Konseyi üye devletlerinin, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan devletlerin ve Avrupa Birliği’nin imzasına açıktır.
  2. işbu Sözleşme onay, kabul veya uygun bulmaya tabidir. Onay, kabul veya uygun bulma belgeleri Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’nce saklanır.
  3. işbu Sözleşme’nin 2. paragrafının hükümleri uyarınca, Sözleşme tarafından bağlı kılınma rızalarını açıklayan en az sekizi Avrupa Konseyi üyesi olan on devlet tarafından imzalanmasından sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.
  4. 1. paragrafta bahsedilen, sonradan Sözleşme tarafından bağlı kılınma rızasını açıklayan her devlet ve Avrupa Birliği açısından Sözleşme onay, kabul veya uygun bulma belgelerinin verildiği tarihten sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.

MADDE 76 – SÖZLEŞME’YE KATILIM

  1. Sözleşme’nin yürürlüğe girmesinden sonra, Tarafların Sözleşme’yi istişare etmelerinin ve oybirliğinin sağlanmasının ardından Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa Konseyi’ne üye olmayan ve Sözleşme’nin hazırlanmasına katılmamış olan herhangi bir devleti, Avrupa Konseyi Statüsü’nün 20. maddesinin d fıkrası gereğince oyçokluğuyla ve Bakanlar Komitesi’ne katılmaya yetkili Taraf temsilcilerinin oybirliğiyle Sözleşme’ye katılmaya davet edebilir.
  2. Katılan her devlet açısından Sözleşme, katılım belgesinin Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne verilmesinden sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.

MADDE 77 – ÜLKESEL UYGULAMA

  1. Her devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma ya da katılım belgelerini verirken Sözleşme’nin uygulanacağı toprağı veya toprakları belirtebilir.
  2. Her Taraf, daha sonraki bir tarihte Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, uluslararası ilişkilerinden sorumlu olduğu veya sorumluluğunu üstlendiği ve bildirimde belirtilen toprakların dışındaki topraklarda işbu Sözleşme’yi uygulayacağını belirtebilir. Bu tür bir toprak açısından Sözleşme, böyle bir bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin bittiği ayı takip eden ayın ilk günü yürürlüğe girer.
  3. Önceki iki paragrafın altında yapılan her bildirim, böyle bir bildirimde belirtilen her ülke açısından Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapılacak bir bildirimle geri çekilebilir. Geri çekilme, böyle bir bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.

MADDE 78 – ÇEKINCELER

  1. 2. ve 3. fıkralarda öngörülen istisnalar dışında, işbu Sözleşme’nin herhangi bir hükmüne ilişkin hiçbir çekince öne sürülemez.
  2. Her devlet veya Avrupa Birliği imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerini verirken Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildiriyle;

                30. Madde’nin 2. paragrafı;

              44. Madde’nin 1. paragrafının e bendi,3. ve 4. paragrafları;

*
  • Küçük suçlara ilişkin 35. Madde bağlamında 55. Madde’nin 1. paragrafı
*
  • 37., 38., ve 39. Madde’ler bağlamında 58. Madde;
*
  • 59. Madde

hükümlerini uygulamama veya sadece özel vaka ya da durumlarda uygulama hakkını saklı tutacağını belirtebilir.

  • Her devlet veya Avrupa Birliği, imza sırasında veya onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgelerini verirken Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle, 33. ve 34. maddelerde atıfta bulunulan davranışlar için cezai yaptırımlar yerine cezai olmayan yaptırımlar sağlama hakkını saklı tutacağını belirtebilir.
  • Her Taraf yaptığı çekinceyi, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle tümüyle ya da kısmen geri çekebilir. Bu bildirim Genel Sekreter tarafından alındığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.

MADDE 79 – ÇEKINCELERIN GEÇERLILIĞI VE GÖZDEN GEÇIRILMESI

  1. 78. maddenin 2. ve 3. paragraflarında bahsi geçen çekinceler, Sözleşme’nin ilgili Taraf  açısından yürürlüğe girdiği günden itibaren beş yıl boyunca geçerlidir. Ancak, sözkonusu çekinceler aynı süreyle geçerli olacak şekilde yenilenebilir.
  2. Çekincenin bitiş tarihinin on sekiz ay öncesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği, ilgili Tarafa bitiş tarihini bildirir. Bitiş tarihinden en geç üç ay önce Taraf, çekincesinin devam ettiğini, değiştirildiğini veya geri çekildiğini Genel Sekreter’e bildirir. ilgili Tarafın böyle bir bildirimde bulunmaması durumunda Genel Sekreterlik, Tarafı, çekincesinin otomatik olarak altı ay süreyle uzatıldığı hakkında bilgilendirir. Tarafın bu sürenin bitimine kadar çekincesini devam ettirme veya değiştirme niyetini bildirmemesi durumunda, çekince zaman aşımına uğrar.
  3. Eğer bir Taraf 78. maddenin 2. ve 3. paragrafları uyarınca çekince koyarsa, çekincenin yenilenmesinden önce veya talep üzerine, çekincenin devam etmesini gerektiren nedenleri içeren bir açıklamayı GREVIO’ya iletir.

MADDE 80 – FESIH

  1. Her Taraf istediği zaman Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne yapacağı bir bildirimle bu Sözleşme’yi feshedebilir.
  2. Bu tür fesihler bildirimin Genel Sekreter tarafından alınmasından sonraki üç aylık sürenin sonunu izleyen ayın ilk gününde yürürlüğe girer.

Madde 81 – Bildirim

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri, Avrupa Konseyi üye devletlerine, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan devletlere, her imzacıya, her Tarafa, Avrupa Birliği’ne ve Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her devlete:

  1. her imzayı;
  2. sunulan her onay, kabul, uygun bulma veya katılım belgesini;
  3. 75. ve 76. maddeler uyarınca Sözleşme’nin her yürürlüğe giriş tarihini;
  4. 72. madde uyarınca kabul edilen her değişikliği ve bu tür değişikliğin yürürlüğe giriş tarihini;
  5. 78. Madde uyarınca her çekinceyi ve geri çekilen her çekinceyi;
  6. 80. Maddenin hükümleri uyarınca yapılan her feshi;
  7. İşbu Sözleşme’yle ilişkili olan diğer her eylem, bildiri veya haberleşmeyi bildirir.

Yukarıdaki hususları tasdiken, imzaları aşağıda bulunan usulünce yetkili kılınmış temsilciler, işbu Sözleşme’yi imzalamıştır.

İşbu Sözleşme, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da, her iki metin de aynı derecede geçerli olmak üzere İngilizce ve Fransızca dillerinde, Avrupa Konseyi arşivlerinde saklanacak tek nüsha olarak imzalanmıştır. Onaylı nüshaları Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından Avrupa Konseyi üyelerine, Sözleşme’nin hazırlanmasına katılan üye olmayan devletlere, Avrupa Birliği’ne ve Sözleşme’ye katılmaya davet edilen her devlete gönderilir.

Ek — İmtiyaz ve muafiyetler

(MADDE 66)

  1. Bu ek, Sözleşme’nin 66. maddesinde bahsedilen GREVIO üyelerine ve ülke ziyaret heyetlerinin diğer üyelerine uygulanır. Bu ekin amacı bakımından “ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri” terimi Sözleşme’nin 68. maddesinin 9. paragrafında bahsedilen bağımsız ulusal uzmanları ve mütehassısları, Avrupa Konseyi personelini ve Avrupa Konseyi tarafından istihdam edilerek GREVIO’ya ülke ziyaretleri boyunca eşlik eden tercümanları kapsar.
  2. GREVIO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri ülke ziyaretlerinin hazırlanması ve gerçekleştirilmesiyle ilgili görevlerini yerine getirirken, veya bunları izleyen görevlerle ilişkili olarak yolculuk ederken aşağıdaki imtiyaz ve muafiyetlerden yararlanır:
    1. şahsi tutuklama veya gözaltına alınmadan ve kişisel eşyalarının haczinden ve resmi yetkili sıfatıyla hareket ederken söyledikleri ya da yazdıkları ifadeler veya gerçekleştirdikleri eylemlerden dolayı yasal işlemlerden muafiyet;
    2. ikamet ettikleri ülkelerine giriş ve çıkışlarda ve görevlerini yerine getirdikleri ülkeye giriş ve çıkışlarda hareket serbestliği üzerindeki her türlü kısıtlamadan ve görevlerini yaparken ziyaret ettikleri veya geçtikleri ülkelerde yabancıların tabi oldukları kayıt işlemlerinden muafiyet.
  3. Görevlerinin yerine getirilmesiyle ilgili seyahatleri sırasında, GREVIO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri gümrük ve döviz denetim kontrollerinde yabancı hükümetlerin geçici resmi görevlisi olan temsilcilerine tanınan kolaylıklardan yararlanırlar.
  4. Sözleşme’nin uygulanmasının değerlendirilmesiyle ilgili GREVIO üyeleri ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri tarafından taşınan belgelerin, GREVIO’nun faaliyetiyle ilgili olduğu sürece, dokunulmazlıkları ihlal edilemez. GREVIO’nun resmi yazışmaları veya GREVIO üyelerinin ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyelerinin resmi haberleşmeleri hiçbir engelleme veya sansüre tabi tutulamaz.
  5. GREVIO ve ülke ziyareti heyetlerinin diğer üyeleri için tam bir konuşma özgürlüğü ve görevlerinin yerine getirilmesinde tam bir bağımsızlık temin etmek amacıyla, söz konusu kişilerin görevleri sona ermiş olsa dahi, görevlerinin ifşası sırasındaki sözlü veya yazılı ifadeleri ve her türlü fiilleri bakımından yasal işlemlerden muaf tutulurlar.
  6. İmtiyazlar ve muafiyetler, bu ekin 1. paragrafında bahsedilen kişilere kendi şahsi çıkarları için değil, görevlerinin GREVlO’nun çıkarları için yerine getirilmesini güvence altına almak üzere tanınmıştır. Bu ekin 1. paragrafında bahsedilen kişilerin ayrıcalıklarının kaldırılması, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri tarafından, muafiyetin adaleti engelleyici olduğu kanaatine vardığı herhangi bir halde ve muafiyetin GREVlO’nun çıkarlarına halel getirmeden kaldırılabileceği hallerde yapılır.

Şiddete Uğrarsanız Yapmanız Gerekenler

Şiddet  mağduruysanız  veya şiddet yakın bir olasılık ise::

1-Şikayet için karakola veya savcılığa başvurabilirsiniz.

Başvuruyu alan kolluk suç konusunda soruşturma yapacak ve evrakları savcılığa ulaştıracaktır.Savcılık gerek duyarsa ceza davası açacak,aile içi şiddet tespit edildiğinde şikayet  şartı aranmaksızın  koruma kararı verilmesi için Aile Mahkemesine başvuruda bulunacaktır.

2-Koruma kararı almak için en yakın aile mahkemesine başvurabilirsiniz.

Bu dava harçtan muaftır ve kısa sürede talep hakkında karar verilecektir.

Verilen koruma kararı savcılık aracılığı ile ilgili karakola hızla gönderilecek ve karardan şiddet uygulayan haberdar edilecektir.Şiddet uygulayan aile bireyi koruma kararına aykırı davranırsa hakkında ceza davası açılacaktır.

3-Avukattan hukuki destek:

Tüm aşamalarda bir avukattan hukuki destek almak önemlidir.

Karakol ve savcılığa başvuru sırasında ;baro mağdur hakları servisinden bir avukat atanmasını istediğinizi belirtmeniz önemlidir.Avukata vekalet ücreti ödemeyeceksiniz.

Doğrudan Aile Mahkemesine başvurmak  ve bir avukattan hukuki destek almak istiyorsanız sanız, fakat mali durumunuz buna elverişli değil ise  muhtarlıktan alınacak fakirlik evrakı , ikametgah ve nüfus cüzdanı fotokopisi ile bulunduğunuz il baro adli yardım servisine başvurabilirsiniz.Talebiniz kabul edildiğinde atanacak avukat için vekalet ücreti ödemeyeceksiniz.

Ayrıca şiddete ilişkin tıbbi rapor ( darp raporu,psikolojik rapor) alınmasının önemini hatırlatıyoruz.

SGK’DAN İŞ KAZASI ve MESLEK HASTALIĞI MAAŞI ALMA ŞARTLARI

İş kazası, iş kazası sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından maaş alma şartları, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu tarafından belirlenmiştir. İş kazaları ve Meslek Hastalıkları için 5510 sayılı Kanunda SGK tarafından sigortalılara/ölümü halinde hak sahiplerine maaş bağlanması mümkündür.

SGK Sağlık Kurulları tarafından onaylanan Sürekli İş göremezlik Raporları, iş kazası geçiren ya da meslek hastalığına yakalanmış olan sigortalılar için hazırlanan rapordur. İş kazası geçirmiş olan sigortalılar, SGK tarafından yapılan sevkler sonucu tam teşekküllü hastanelerden iş göremezlik oranı %10 ve üzerinde olması halinde  iş göremezlik raporu almaya hak kazanmaktadır. Meslek hastalığına yakalandığı tespit edilen sigortalılar içinde sürekli iş göremezlik raporları düzenlenmektedir. Bunun dışında iş kazası geçiren/meslek hastalığına yakalanan sigortalıların  tedavi masrafları da Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaktadır. İş kazasına/Meslek Hastalığına  yol açan unsurlar,  işveren veya üçüncü kişilerin kusurları sebebiyle meydana gelmiş ise, bu durumda sigortalı/hak sahipleri,  İş Mahkemelerinde açacakları destekten yoksun kalma/maddi ve manevi tazminat davası açabilirler.

SGK’dan İş Kazası /Meslek Hastalığı sonucunda Sürekli İş Göremezlik Geliri (Maaşı) Alma Şartları Nelerdir?

İş Kazası/Meslek Hastalığı sonucunda Sürekli İş Göremezlik   Geliri (maaşı) alma koşulları 5510 sayılı Kanunda  belirlenmiştir. Bu şartların yerine getirilmesi koşulu ile SGK tarafından maaş ödemeleri yapılmaktadır. Şartların uygun olması için güç kaybının devlet hastaneleri/üniversite hastaneleri tarafından tespit edilmesi ve SGK’nın Sağlık Kurulları tarafından onaylanarak iş göremezlik oranının belirlenmesi gerekmektedir.

Sigortalıların/Hak sahiplerinin SGK’ya başvurarak İş kazası/ Meslek hastalığı maaşı almak için aşağıdaki şartları yerine getirmesi gerekmektedir:

Sigortalıların 5510 sayılı Kanununa göre İş kazası geçirmesi ya da Meslek hastalığına yakalanması gerekmektedir.

Sürekli İş Göremezlik Oranının geçirilen iş kazası yada meslek hastalığı sonucu en az %10 olması gerekmektedir.

İş kazası/Meslek hastalığı sonucunda sürekli iş göremezlik aylığı  alabilmek için kişilerin sigortalı şekilde çalışması yeterli değildir.Belirli bir sigortalılık süresi gerekmemektedir.

İş Kazası/Meslek Hastalığı Maaşı(Sürekli İş Göremezlik Geliri) Hesaplaması Nasıl Yapılır?

İş kazası maaş hesaplama işlemleri yaparken, ilk olarak sigortalının geriye doğru üç ay  sigorta primine esas kazancı  hesaplanmaktadır. İş kazası kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından verilecek olan maaşın hesaplanması için iş gücü kaybı oranı ve sigortalının kusuru  da dikkate alınmaktadır. Bu detaylara göre yapılan hesaplamalardaki son tutarlar ise kişinin aylık kazancının yüzde 70’i olarak hesaplanmaktadır. İş kazası sebebiyle bakıma muhtaç duruma gelmiş olan sigortalılar için bu oran yüzde 100’e çıkabilmektedir.

İş Kazası Maaş Başvurusunda Gereken Belgeler Nelerdir?

İş kazasında maaş başvuru belgeleri eksiksiz olarak teslim edilmelidir. Aksi durumlarda başvuru süresi uzayacaktır. İş kazası ve meslek hastalığı maaşı alma şartları ve gereken belgeler ise:

1-Sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için, sigortalının çalıştığı işten ayrılması gerekmez.

2- İş yerini kapatması veya devretmesi şartı aranmaz.

3- Örneği Sosyal Güvenlik Kurumunca hazırlanan tahsis talep dilekçesi ile ilgili Sosyal Güvenlik Merkezine  başvurulması yeterlidir.
4- Tahsis talep dilekçesine, sigortalının bir adet belgelik fotoğrafı eklenir.
5- 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre sigortalı sayılanlara, sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı, genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur. Ancak, gelir başlangıç tarihinde Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile belirlenen, muhasebe kayıtlarından çıkarılacak tutarlar ve tahsil edilmeyecek alacaklara ilişkin miktar ve bu miktarın altında borcu olanların gelirleri gelir başlangıç tarihi itibariyle bağlanarak borçları ilk gelirlerinden kesilerek tahsil edilir.
6- Sürekli iş göremezlik durumunun tespiti için Kurum Sağlık Kuruluna gönderilecek belgeler arasında, varsa ilk işe giriş sağlık raporu, iş kazası ve meslek hastalığı bildirim belgesi, olayın Kanuna göre iş kazası olup olmadığı veya sigortalının meslek hastalığına yakalandığı işyerine ait çalışma şartlarını net olarak belirtir soruşturma raporu ve tutanaklar ile mahkemelerce iş kazası veya meslek hastalığı olduğunun kabul edildiğine dair belgeler, çalışır veya çalışamaz raporu, geçici iş göremezlik ödeneği belgesi, iş kazasından sonra veya meslek hastalığının tedavisi için başvurduğu hastanelerden alınan epikrizler ile tedavisi tamamlanıp bulguları sekel hâlini aldıktan sonra, son durumunu gösterir sağlık kurulu raporu ve dayanağı tüm belgeler bulunur.

Başvurular online olarak ya da bizzat Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvuru yaparak yapılabilmektedir. Meslek hastalığı ya da iş kazası maaşı almak için kişinin durumunun devlet hastaneleri tarafından tespit edilmiş olması gerekmektedir.

Sürekli İş Göremezliğin Çeşitleri

Sürekli iş göremezlik ikiye ayrılır. Bunlar, tam ve kısmi iş göremezliktir. Tam iş göremezlik, sigortalının mesleğinde hiç çalışamaması durumunu anlatır. Bir başka deyişle, tam iş göremez durumundaki sigortalının meslekte kazanma gücündeki kayıp oranı % 100’dür.

Başvuru süreci hakkında sorgulama yapmak için e-Devlet sistemi üzerinden online olarak bilgilere ulaşmak da mümkündür.

SGK’ya bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında öncelikle SGK’nın ilgili ünitesince karar verilmektedir. Ancak, SGK’nın ilgili ünitesince karar verilemeyen, malûliyet veya ölümle neticelenen iş kazaları ile meslek hastalıkları SGK müfettişleri veya Bakanlık iş müfettişlerince soruşturulur.

4/a (eski SSK’lı) sigortalısının çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK’ya bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının SGK’ca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenir. Bu durumda, SGK’ca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilmektedir.

Sürekli iş göremezlik geliri alan bir kişi herhangi bir işte çalışması durumda geliri kesilmekte midir ?

Sürekli iş göremezlik geliri alan bir kişinin herhangi işte çalışması durumunda geliri kesilmemektedir. Sürekli iş göremezlik geliri alan kişi tekrar çalışabilmekte ve bu almakta olduğu geliri de almaya devam etmektedir.

4/a (eski SSK’lı) sigortalısının çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK’ya bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının SGK’ca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenir. Bu durumda, SGK’ca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilmektedir.

4/a (eski SSK’lı) sigortalısının çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK’ya bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının SGK’ca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenir. Bu durumda, SGK’ca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilmektedir.

4/b (eski Bağ-Kur’lu) kapsamında iş kazası veya meslek hastalığı ya da analık halinde geçici iş göremezlik ödeneği, genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla yatarak tedavi süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği olarak istirahat raporu aldıkları sürede ödenmektedir.

İş Göremezlik Rapor Parası Nereden Sorgulanır?

İş göremezlik rapor parası sorgulama işlemleri için e-Devlet sistemine giriş yapılması gerekmektedir. Sorgulama yapabilmek için:

llk olarak turkiye.gov.tr adresine giriş yapılması gerekmektedir.

Sisteme giriş yapmak için PTT şubesinden 2 TL karşılığında E-devlet şifresi satın almak mümkündür.

Sisteme giriş yaptıktan sonra sayfanın ortasında bulunan arama kısmına ‘’İş Göremezlik Raporu’’ yazmak gerekmektedir.

Çıkan sayfa üzerinden sorgulama işlemleri kolayca yapılmaktadır.

İş Göremezlik Rapor Parası Almak için Şartlar Nelerdir?

İş göremezlik maaşı şartları SGK tarafından belirlenmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından belirlenmiş olan iş kazası ve meslek hastalığı maaşı alma şartları:

TC vatandaşı olmak gerekmektedir.

Reşit olmak (18 yaşını doldurmak) gerekmektedir.

Devlet hastanesinden sağlık raporu almak gerekmektedir.

SGK kapsamında çalışıyor olmak gerekmektedir.

İŞ KAZASI

SORULARLA İŞ KAZASI UYGULAMASI

SORU 1-İş kazası hükümleri hangi çalışma statülerini kapsamaktadır. ?
CEVAP 1-İş kazasına ilişkin hükümler, zorunlu çalışma kapsamında sadece 4/a (eski SSK’lı) ve 4/b (eski Bağ-Kur’lu) kapsamındaki sigortalılar için uygulanmakta olup, dolayısıyla 4/c (eski Emekli Sandığı) kapsamında olanlar için uygulanmamaktadır.

SORU 2-4/a sigortalıları için bir olayın iş kazası olup olmadığının değerlendirilebilmesi için gerekli koşullar nelerdir ?
CEVAP 2-Bir olayın iş kazası sayılması için;
☺ Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
☺ İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle ,
☺ Çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
☺ Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
☺ Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,
meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay olarak öngörülmüştür.
Bu hal ve durumlardan bir tanesinin bulunmaması durumunda meydana gelen bir olayın iş kazası olarak nitelenmesi mümkün bulunmamakta olup, iş yerinde her meydana gelen olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

SORU 3-4/b sigortalıları için bir olayın iş kazası olup olmadığının değerlendirilebilmesi için gerekli koşullar nelerdir ?
CEVAP 3-Bir olayın iş kazası sayılması için;
☺ Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
☺ Yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olay olarak öngörülmüştür.
SORU 4-4/a sigortalılari için iş kazasi bildiriminin esasları nelerdir?
CEVAP 4-4/a kapsamında çalışanlar için iş kazası eğer işverenin kontrolü altındaki bir yerde meydana gelmişse kazanın işveren tarafından o yer yetkili kolluk kuvvetlerine (Jandarma, Polis Karakolu) derhal, iş kazası eğer işverenin kontrolü dışındaki yerlerde meydana gelmişse, işveren tarafından kazanın öğrenildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde SGK il müdürlüğü/merkezlerine bildirilmesi gerekmektedir.

SORU 5-4/a sigortalılari için iş kazası bildiriminin süresinde yapılamaması durumunda ne gibi müeyyideler söz konusudur ?
CEVAP 5-Belirtilen sürelerde işverence bildirim yapılmaması durumunda, bildirimin Kuruma yapıldığı tarihe kadar sigortalıya SGK’ca yapılan masraflar ve ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği SGK’ca işverenden tahsil edilmektedir.

SORU 6-4/b sigortalıları için iş kazası bildiriminin esasları nelerdir?
CEVAP 6-İş kazası 4/b sigortalısının kendisi tarafından, bir ayı geçmemek şartıyla rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonra üç işgünü içinde SGK il müdürlüğü/merkezlerine bildirilmesi gerekmektedir.

SORU 7-4/b sigortalıları için iş kazası bildiriminin süresinde yapuılamaması durumunda ne gibi müeyyideler söz konusudur ?
CEVAP 7-Belirtilen sürelerde işverence bildirim yapılmaması durumunda, bildirimin SGK’ya yapıldığı tarihe kadar sigortalıya SGK’ca yapılan nasraflar ve ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği SGK’ca sigortalının kendisinden tahsil edilmektedir.
SORU 8– Tarım ve orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz çalışanlar için iş kazası bildiriminin esaslari nelerdir ?
CEVAP 8-Tarım veya orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz olarak çalışan sigortalıların iş kazası geçirmeleri halinde, kendileri veya işverenleri tarafından kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine derhal, SGK’ya da en geç üç iş günü içinde, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Ek: 7’sinde yer alan iş kazası ve meslek hastalığı bildirgesini vermekle yükümlü olanlar tarafından e-sigorta ile SGK’ya bildirilmesi veya doğrudan ya da posta yoluyla ilgili SGK’ya gönderilmesi gerekmektedir.

SORU 9–Tarım ve orman işlerinde hizmet akdiyle süreksiz çalışanlar için iş kazasının süresinde bildirilmemesi halinde hangi müeyyideler uygulanmaktadir ?
CEVAP 9-Bu yükümlülüğünü yerine getirmeyen veya yazılı olarak bildirilen hususları kasten eksik ya da yanlış bildiren işverenden, SGK’ca bu olayla ilgili yapılmış bulunan tedavi giderleri, yol gideri, gündelik, refakatçi giderleri ve diğer harcamalar ile ödenmişse geçici iş göremezlik ödeneği tahsil edilmektedir.

SORU 10- İş kazası vakaları SGK’ya nasıl bildirilmektedir ?
CEVAP 10-İş kazası vakaları işveren veya 4/b sigortalıları tarafından, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin Ek:7’sinde yer alan “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirgesi”ni e-sigortayla SGK’ya bildirilmesi veya doğrudan ya da posta yoluyla SGK’nın ilgili birimine gönderilmek zorunluluğu bulunmaktadır.
İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirim Formu’na www.sgk.gov.tr adresinden, “E-SGK”/ “Diğer Uygulamalar”/ “Çalışılmadığına Dair Bildirim Girişi” alt menüsünden “Hizmet Akdi İle Çalışanlar” başlığı altındaki “İşveren Bildirim İşlemleri” ekranından ulaşılabilmektedir.
4/b bendi kapsamında sigortalı sayılanların işyeri sicil numarası olmaması nedeniyle elektronik ortamda yapılamayan bildirimler ile elektronik alt yapının olmadığı yerlerde meydana gelen vakalara ilişkin bildirimler kağıt ortamında yapılmaya devam etmektedir.

SORU 11-İş kazalarının soruşturulması nasıl ve kimler tarafindan yapılmaktadır ?
CEVAP 11-SGK’ya bildirilen olayın iş kazası sayılıp sayılmayacağı hakkında öncelikle SGK’nın ilgili ünitesince oluşturulan komsiyonca karar verilmektedir. Ancak, SGK’nın ilgili ünitesince karar verilemeyen, malûliyet veya ölümle neticelenen iş kazaları ile meslek hastalıkları SGK’nın elamanlarınca veya Bakanlık iş müfettişlerince soruşturulur.
Ayrıca, SGK’nın ilgili ünitesi komisyonunca iş kazası olduğuna karar verilen iş kazasında sorumluların tespit oranlarının belirlenmesi için konu SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığına intikal ettirilmektedir.

SORU 12-SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca iş kazaları soruşturmaları nasıl yürütülmektedir ?

CEVAP 12-Müfettişe verilen soruşturmalar çerçevesinde, işyerinden ya da 4/b sigortalısından kazanın olduğu tarihten önceki dört aylık işyeri veya sigortalı kayıtları (mali defterler, ücret tediye bordroları, işe giriş ve çıkış bildirgeleri, iş kazası bildirimi vb…) istenmekte ve bunların 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre çekilen tebligatlarla işveren veya sigortalı tarafından 15 gün içinde Müfettişe ibrazı gerekmektedir.

Diğer yandan, 4857 sayılı İş Kanunu ve 2013 yılından sonraki iş kazaları için de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve alt mevzuatı gereğince iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olarak kayıtlar da incelemeye dahil edilmektedir.

SGK Müfettişlerince, gerektiğinde meydana gelen kazayla ilgili olarak işyeri sahibi veya yetkilisi, sigortalı ve diğer tanık beyanlarına başvurabilmektedir.

Yapılan tüm incelemeler sonucunda, SGK Müfettişlerince rapor düzenlemekte ve düzenlenen raporda meydana gelen iş kazasında işveren, sigortalı ve varsa üçüncü kişilerin sorumlulukları “yüzde” olarak belirtilmekte ve belirlenen sorumluluk oranlarına göre SGK tarafından kaza geçiren sigortalıya yapılmış ve yapılacak olan masraflar ilgililerden kusur oranlarına göre tahsil edilmektedir.

SORU 13-SGK tarafından kusurlu ilgililere (işveren-sigortalı-üçüncü kişi) rücu edilen masraflara itiraz hakkı var mıdır ?

CEVAP 13-Vardır. İlgililer kazanın meydana geldiği iş mahkemelerine dava açarak itiraz edebilirler.

Zira, rücu edilen miktarlar yüksek olduğundan özellikle işverenlerin hemen hemen tamamı dava yoluna gitmektedirler.

SORU 14-İş kazası sigortasından sağlanan haklar nelerdir ?
CEVAP 14-İş kazası sigortasından sağlanan haklar;
☺ Sigortalıya geçici iş göremezlik süresince günlük geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi,
☺ Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanması,
☺ İş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine, gelir bağlanması,
☺ Gelir bağlanmış olan kız çocuklarına evlenme ödeneği verilmesi,
☺ İş kazası sonucu ölen sigortalı için cenaze ödeneği verilmesi,
olarak belirlenmiştir.

SORU 15-İş kazası için geçici iş göremezlik ödeneği hangi şartlarda verilmektedir ?
CEVAP 15-İş kazasında, geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için sigortalının hastalık sigortası kolunda olduğu gibi belirli bir süre çalışmış ve prim ödemiş olması şartı aranmamaktadır.
Sigortalı olarak işe başlayan bir işçi işe başladığının birinci günü dahi iş kazasına maruz kalması durumunda sigortalıya geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir.
Bu çerçevede, SGK’ca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir.

SORU 16-iş kazası geçiren kişiler, sigortalı olarak SGK’ya bildirilmemişse hangi müeyyideler uygulanmaktadır ?
CEVAP 16-4/a sigortalısının çalıştırmaya başlandığının süresi içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK’ya bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı çalıştırıldığının SGK’ca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenir. Bu durumda, SGK’ca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, 5510 sayılı Kanunun 21’inci maddesinin birinci fıkrasındaki sorumluluk halleri aranmaksızın, işverene ayrıca ödettirilmektedir.
4/b sigortalılık kapsamında sigortalı olduğu halde belirlenen süre içerisinde bildirimde bulunmayanlara, bildirimde bulunulmayan sürede meydana gelen iş kazası ve meslek hastalığı sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenmemektedir.

SORU 17-İş kazasında üçüncü kişilerin sorumluluğu varsa bunlar için hangi işlemler uygulanmaktadır ?
CEVAP 17-Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü hâlinde hak sahiplerine, bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, SGK’ca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücu edilmektedir.

SORU 18-İş kazasında borcu olan 4/b kapsaminda geçici iş göremezlik ödeneği verilmekte midir ?
CEVAP 18-4/b kapsamında iş kazası veya meslek hastalığı ya da analık halinde geçici iş göremezlik ödeneği, genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şartıyla yatarak tedavi süresince veya yatarak tedavi sonrası bu tedavinin gereği olarak istirahat raporu aldıkları sürede ödenmektedir.
SORU 19-Geçici iş göremezlik ödeneği nasıl hesaplanmaktadır ?
CEVAP 19-İş kazası halinde verilecek geçici iş göremezlik ödeneği, yatarak tedavilerde sigortalının günlük kazancının yarısı, ayaktan tedavilerde ise üçte ikisi olarak hesaplanır.
Ödeneğin miktarı için öncelikle son üç aylık kazançlarının ortalaması alınarak günlük kazancı bulunmakta ve hesaplama buna göre yapılmaktadır.
Bir sigortalıda aynı dönem için iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık hallerinden birkaçı birleşirse, geçici iş göremezlik ödeneklerinden en yükseği verilmektedir.

SORU 20-Geçici iş göremezlik durumu nedeniyle sigortalıya verilecek istirahat raporu nereden alınmaktadır ?
CEVAP 20-İstirahat raporlarının SGK ile sözleşmeli sağlık hizmeti sunucuları tarafından düzenlenmesi şarttır. Bu nedenle, SGK ile sözleşmeli sağlık tesislerinin bilinmesi gerekmektedir.

SORU 21-Geçici iş göremezlik ödenekleri için SGK ile sözleşmesi bulunmayan sağlık tesislerinden rapor alınması durumunda hangi işlemler yapılmaktadır ?
CEVAP 21-SGK ile sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucuları tarafından verilen ve istirahat süresi 10 günü geçmeyen raporlar, SGK ile sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu hekimi tarafından, 10 günü aşan raporlar ise SGK ile sözleşmeli resmî sağlık hizmeti sunucusu sağlık kurulunca onandığı takdirde ancak geçerli sayılmaktadır.
Aksi halde alınan bu şekilde alınan raporlar geçerli sayılmamaktadır.

SORU 22-Geçici iş göremezlik ödenekleri için ayaktan tedavilerde en fazla kaç gün istirahat raporu verilebilmektedir ?
CEVAP 22-Ayaktan tedavilerde sigortalıya tek hekim raporu ile bir defada en çok 10 gün istirahat verilebilmektedir.
İstirahat sonrasında kontrol muayenesi raporda belirtilmiş ise toplam süre 20 günü geçmemek kaydıyla istirahat uzatılabilmektedir.
20 günü aşan istirahat raporları ise sağlık kurulunca verilmektedir.

SORU 23-Geçici iş göremezlik ödenekleri için en fazla ne kadar süreyle rapor verilebilmektedir ?
CEVAP 23-Sağlık kurulunun ilk vereceği istirahat süresi sigortalının tedavi altına alındığı tarihten başlamak üzere altı ayı geçememektedir.
Tedaviye devam edilmesi hâlinde malullük hâlinin önlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği sağlık kurulu raporu ile tespit edilirse bu süre uzatılabilmekte ve buna sağlık kurulunca karar verilmektedir.

SORU 24-Geçici iş göremezlik ödenekleri için işyeri hekimler en fazla ne kadar süreyle rapor verebilmektedir ?
CEVAP 24-Bunun için öncelikle işyeri hekiminin ilgili Bakanlıkça yetkilendirilmiş olması gerekmektedir. Yani işyeri hekiminin SGK’dan yetki belge alması gerekmektedir.
SGK’ca yetki tanınan işyeri hekimi bir kerede en fazla iki gün istirahat raporu verebilmektedir.
SORU 25–Alınan istirahat raporları SGK’ya nasıl gönderilmektedir ?
CEVAP 25- SGK’ca yetkilendirilen tek hekim veya sağlık kurulu tarafından verilecek istirahatler, örneği SGK’ca belirlenen belge ile elektronik ortamda SGK’ya gönderilmektedir. Gönderilen bu belge, işverence de görüntülenebildiğinden, çalışılmadığına dair bildirimin SGK’ya gönderilmesi için yapılan tebligat yerine geçmektedir.
Buna göre SGK’ca yetkilendirilmeyen sağlık tesislerince gönderilen raporların ayrıca onaylanması ve kağıt ortamında SGK’ya ibrazı gerekmektedir.

SORU 26-Geçici iş göremezlik ödenekleri nasıl ödenmektedir ?
CEVAP 26-Geçici iş göremezlik ödeneği, buna ilişkin belge veya bilgilerin Kuruma intikalini takip eden yedi iş günü içinde geçmiş süreler için sigortalıların kendilerine, kanunî temsilcilerine, vekillerine veya sigortalının banka hesap numarasına ya da PTT Bank Şubelerine ödenmesi hususunda SGK yetkilili kılınmıştır. Ancak, 10 günü aşan istirahat sürelerinde ödemeler, asgari on günlük tutar kadar yapılmaktadır.

Geçici iş göremezlik ödeneğinin ödenmesi esnasında 4/a kapsamındaki sigortalının; bir veya birden fazla işyerinde çalışan sigortalının istirahatli olduğu dönemde işverenleri tarafından işyerlerinde çalışıp çalışmadığı, kazanç hesabına giren döneme ilişkin aylarda, prim, ikramiye ve bu nitelikteki arızi ödemeler, sağlık hizmet sunucusuna müracaat ettiği/istirahatın başladığı tarih itibarıyla prim ödeme hâlinin devam edip etmediği işveren tarafından SGK’ya elektronik ortamda bildirilir.

Sigortalının, geçici iş göremezlik ödeneği almasına esas istirahat raporu süresi içinde, sigortalılık hâlinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde istirahat süresince geçici iş göremezlik ödeneği ödenmeye devam edilmektedir.
4/b kapsamındaki sigortalılardan istirahat raporlarıyla birlikte, istirahatli olduğu dönemde işyerinde çalışmadığına dair yazılı veya elektronik ortamda beyanı istenmekte, bunların dışında bilgi ve belge istenmemektedir.

SORU 27-Sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanma koşulları nelerdir ?
CEVAP 27-İş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle SGK’ca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporlara istinaden SGK Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az yüzde 10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalı sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanmaktadır.
Bu nedenle sağlık kurumlarından alınan raporlardaki meslekte kazanma gücü oranlarına göre doğrudan işlem yapılmamakta, bu oranların ayrıca SGK Sağlık Kurulunca onaylanması gerekmektedir. Bu onaylamada, meslekte kazanma gücü kaybının en az yüzde 10 olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

SORU 28–Sürekli iş göremezlik gelirine müracaat için çalışmama şartı aranmakta midir ?
CEVAP 28-Sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için, sigortalının çalıştığı işten ayrılması, iş yerini kapatması veya devretmesi şartı aranmamaktadır.

SORU 29-Sürekli iş göremezlik geliri nasıl hesaplanmaktadır ?
CEVAP 29-Sürekli iş göremezlik geliri, kişinin son üç aydaki kazançları dikkate alınarak mesleğinde kazanma gücünün kaybı oranına göre hesaplanmaktadır.
Sürekli tam iş göremezlikte sigortalıya, sigortalının aylık kazancının yüzde 70’i oranında sürekli iş göremezlik geliri bağlanmaktadır.
Sürekli kısmî iş göremezlikte sigortalıya bağlanacak gelir, tam iş göremezlik geliri gibi hesaplanarak bunun iş göremezlik derecesi oranındaki tutarı kendisine ödenmektedir.
Örneğin, meslekte kazanma gücü kaybı % 40 olan bir sigortalıya “Kazanç X % 40 X % 70” hesaplamasıyla gelir bağlanmaktadır.

SORU 30-İş kazası geçiren kişinin başka birinin sürekli bakımına muhtaç olması durumunda sürekli iş göremezlik gelirinin hesaplanmasında farklılık var mıdır ?
CEVAP 30-Sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise gelir bağlama oranı % 100 olarak uygulanmaktadır.
Dolayısıyla kişiye daha yüksek miktarda gelir bağlanır.
Örneğin, başkasının bakımına muhtaç ve meslekte kazanma gücü kaybı % 55 olarak tespit edilen kişiye, “Kazanç X % 100 X % 55” hesaplamasıyla gelir bağlanmaktadır.

SORU 31-Sürekli iş göremezlik geliri alan bir kişi herhangi bir işte çalışması durumda geliri kesilmekte midir ?
CEVAP 31-Sürekli iş göremezlik geliri alan bir kişinin herhangi işte çalışması durumunda geliri kesilmemektedir.
Sürekli iş göremezlik geliri alan kişi tekrar çalışabilmekte ve bu almakta olduğu geliri de almaya devam etmektedir.

SORU 32-İş kazası geçiren veya iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalıların yakınlarina gelir intikal etmekte midir ?
CEVAP 32-Bu durumlarda bulunan kişilerin ölümü halinde 5510 sayılı Kanuna göre gerekli şartları taşımaları halinde eşine, çocuklarına ve anne-babasına geliri intikal ettirilerek paylaştırılmaktadır.
İntikal eden bu gelire “ölüm geliri” denilmektedir.

SORU 33-İş göremezlik geliri almakta iken ölen her sigortalının hak sahiplerine gelir bağlanmakta mıdır ?
CEVAP 33-1/10/2008 tarihine kadar sürekli iş göremezlik derecesi yüzde 50’nin üzerinde olanların hak sahiplerine doğrudan, yüzde 50’nin altında olanların hak sahiplerine de “ölümün iş kazasından kaynaklandığı”nın tespiti halinde ancak gelir bağlanmakta idi.
Bu tarihte yürürlüğe giren düzenlemeyle iş göremezlik derecesi yüzde 50’in altında olanlara da herhangi araştırma yapılmadan (daha doğrusu ölümün iş kazasına bağlı olup olmadığına bakılmaksızın) gelir bağlanması imkanı getirilmiştir.

SORU 34-Prim borcu bulunan 4/b sigortalılarına gelir bağlanmakta midir ?
CEVAP 34-4/b kapsamındaki sigortalılara, sürekli iş göremezlik geliri bağlanabilmesi için, kendi sigortalılığından dolayı, genel sağlık sigortası dahil prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması zorunludur.
Borçlar ödenmeden sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanması mümkün değildir.

SORU 35-Sürekli iş göremezlik geliri sigortalıya ne zaman ödenmeye başlamaktadır ?
CEVAP 35-Sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri;
☺ Geçici iş göremezlik ödeneğinin sona erdiği tarihi,
☺Geçici iş göremezlik tespit edilemeden sürekli iş göremezlik durumuna girilmişse, buna ait SGK’ca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık kurulları tarafından verilen raporun tarihini,
takip eden aydan başlamaktadır.

SORU 36-Sürekli iş göremezlik geliri sigortalıya devamlı verilmekte midir ?
CEVAP 36-Sürekli iş göremezlik geliri alan kişi için SGK Sağlık Kurulunca belli periyotlarda kontrol muayenesi şerhi konulmuşsa, belirtilen periyotlarda yapılan kontrol muayenesi sonucu sürekli iş göremezlik durumunun kalktığının anlaşılması halinde, geliri yeni durumuna esas tutulan raporun tarihini takip eden ödeme dönemi başından kesilmektedir.
Dolayısıyla, bu gelir her zaman için sürekli niteliğinde değildir.
Ancak, rapor süreklilik niteliği taşımakta ise kontrol muayenesi de söz konusu olmaksızın kişi bu geliri sürekli olarak almaya devam etmektedir.

SORU 37-İş kazası sonucu ölen sigortalılar adına cenaze ödeneği verilmekte midir ?
CEVAP 37-Cenaze ödeneği, iş kazası veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının yalınlarına SGK Yönetim Kurulunca belirlenip Bakan tarafından onaylanan tarife üzerinden cenaze ödeneği ödenmektedir.
Cenaze ödeneği, sırasıyla sigortalının eşine, yoksa çocuklarına, o da yoksa ana babasına, o da yoksa kardeşlerine verilmektedir.
Cenaze ödeneğinin yukarıda sayılanlara ödenememesi ve sigortalının cenazesinin gerçek veya tüzel kişiler tarafından kaldırılması durumunda, üçüncü fıkrada belirtilen tutarı geçmemek üzere belgelere dayanan masraflar, masrafı yapan gerçek veya tüzel kişilere ödenmektedir.

SORU 38-Cenaze ödeneğini almak için nereye başvuru yapılması gerekmektedir ?
CEVAP 38-Bu ödeneğin alınması için hak sahiplerince ölüm tarihini belirten bir dilekçe ile sosyal güvenlik il/merkezine başvurulması, ölüm tarihi nüfusa işlenmemişse ilgili makamlarca düzenlenen ölüm belgesinin SGK’ya verilmesi gerekmektedir.

SORU 39-İş kazasına ilişkin işlemlerde zamanaşımı nasıl uygulanmaktadır ?
CEVAP 39-İş kazaları sigorta kollarından geçici iş göremezlik ödeneği, sürekli iş göremezlik geliri, ölüm geliri, ölüm geliri evlenme yardımı, cenaze ödeneği kazanılan haklar, hakkın doğduğu tarihten itibaren beş yıl içinde istenmezse düşmektedir.
Burada zamanaşımı değil hak düşürücü süre işlemekte olup, söz konusu haklar beş yıl içinde istenilmezse, bunların bir daha ödenmesine imkan bulunmamaktadır.

KOVİD-19 DA İŞ SÖZLEŞMESİNE İLİŞKİN SORU VE CEVAPLAR

SORU-1: 17.04.2020 tarihinden önce sokağa çıkma yasağı sebebiyle kısa çalışmaya başvurmayan işveren, hali hazırda 20 personelinden 5’ini sokağa çıkma yasağı olan günlerde çalıştırmak istemezse,  bu personeller ücretsiz izin kapsamında mı değerlendirilir?

CEVAP-1: Ücretsiz izin uygulaması bu dönemde irade fesadı halleri dışında kabule bağlı olmadığından işveren tarafından bu şekilde bir uygulama yapılabilir.

SORU-2: Kısa çalışma uygulamasından yararlanan bir işverenin iş sözleşmesini daha önce feshettiği işçilerden biri işe iade davasını kazanmışsa, bu işçiyi işe davet etmek kısa çalışma talebini etkiler mi?

CEVAP-2: Hayır etkilemez. Zira burada yeni bir işçi işe alınmamakta, iş sözleşmesinin feshi geçersiz olarak kabul edilerek işçinin sözleşme devamı niteliğinde işine devam etmesi söz konusudur.

SORU-3: COVID-19 salgınından etkilenmeyen bir işyerinde işverenin işçi çıkarması gerekirken fesih yasağı sebebiyle işçi çıkaramaması halinde, yasak sonuna kadar işverenin işçiyi ücretsiz izne çıkarması ve süre bitiminde iş sözleşmesini feshetmesi mümkün müdür?

CEVAP-3: İşverenin iş yerinde COVID-19’dan etkilenme gerçekleşmemişse, işçi ve işveren için zorlayıcı sebepler bulunmuyorsa, bu durumda işveren fesih yasağının dışında kalarak iş sözleşmesini feshedebilir. Fesih yasağı pandemi durumundan etkilenerek çalışmalarında düşüş meydana gelen ya da hiç çalışamayan işverenlerin işçilerini çıkarmasını önlemek ve pandemi bitiminde işçileriyle çalışmasına kaldığı yerden devam etmesini teşvik etme amaçlıdır. Bu bağlamda salgının etkilemedi bir iş yerinde salgın sebebiyle fesih yasağının uygulanması da beklenemez.

SORU-4: Alt işveren olarak hizmet veren işverenin üst işvereni farklı bir firmayla anlaşarak alt işverenin işçilerini o firmaya çalışmak üzere yönlendirmesini talep ediyor, alt işveren işçilerin çıkışını ve farklı firmaya girişini bildirdiğinde işçi çıkarma yasağına aykırılık sebebiyle her çalışanı için asgari ücret tutarında idari para cezası ödeyecek midir?

CEVAP-4: Her ne kadar işçilerin çıkışı yapılıp farklı firmaya girişleri gösterilse de, devir işlemi fesih değildir ve yapılan giriş – çıkış işlemleri yalnızca kayıt amaçlıdır. Çalışanların çıkışı işyeri devri koduyla yapılacağından idari para cezasına hükmolunmaz.

SORU-5: Emekli olduktan sonra çalışan işçiler kısa çalışmadan yararlanabilir mi?

CEVAP-5: Emekli olan ve çalışmaya devam eden işçiler kısa çalışma ödeneğinden yararlanamaz. Bu sebeple çalışmalarının karşılığı olarak Türk Borçlar Kanunu madde 409’a istinaden işveren bu işçilere hakkaniyete ve çalışmasına uygun bir ücret ödemelidir.

SORU-6: İşveren iş sözleşmesinde her yıl düzenli ücret artırımı yapacağını vaad etmişse, pandemi durumunda bu artırımı yapmak zorunda mıdır? İşyerinin çalışmaya devam etmesi bu durumu etkiler mi?

CEVAP-6: Her ne kadar işveren böyle bir vaatte bulunmuş olsa da mücbir sebep kapsamında ücret artırımından kaçınabilir. İşyerinin çalışmasına devam edip etmemesinin önemi yoktur. Fakat işveren mücbir sebebin yani pandeminin bitmesi ile işçilerin ücretlerine gereken artırımı yapmak zorundadır.

SORU-7:Sağlık çalışanı bir işçi, kendisini işyerinde eldiven çalmakla suçladıkları gerekçesiyle haklı sebeple işten ayrılmak isterse, Sağlık Bakanlığı’nın 3 ay boyunca sağlık çalışanlarının fesih hakkını kullanamayacağına ilişkin genelgesi öne sürüldüğünde bu işçinin durumu ne olacaktır?

CEVAP-7: Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarına yönelik işlerini devam ettirmeleri ve 3 ay süreyle iş sözleşmesini feshedemeyeceklerine yönelik genelgesi yalnızca zorlayıcı sebeplerle ilgilidir. İlaveten genel durumla alakalı da işveren ve işçilerin fesih yasakları zorlayıcı sebeplerle ilgili olup bunlar dışında haklı sebeplerin varlığı halinde fesih gerçekleştirilebilir. Bu bağlamda sağlık çalışanı işçi haklı sebep gerekçesiyle iş sözleşmesini feshedebilir.

SORU-8: 7. Soruya istinaden, fesih hakkını kullanan sağlık çalışanı işçi in feshi mahkeme tarafından geçersiz bulunursa işverene ödemesi gereken bir para cevası veya tazminat mevcut mudur?

CEVAP-8: İşçi açısından yasada bu durumda bir yaptırım öngörülmediğinden, işveren şartları mevcutsa ihbar tazminatı talep edebilir.

SORU-9: Kronik hastalığı bulunan ve 65 yaş üzerinde bulunan kişilerin sokağa çıkmaları yasak olduğundan isteseler de işyerine gidemeyeceklerinden ve ücretsiz izin ya da kısa çalışma uygulamasına işverenleri tarafından gidilmemişse, bu işçilerin durumu ne olacaktır?

CEVAP-9: İşçi açısından zorlayıcı sebep mevcuttur. Bu sebeple işverenin bu işçiler bakımından kısa çalışma başvurusuna gerek olmadan bu işçiler nakdi ücret desteği alabilirler.

SORU-10: Yaşlılık aylığı almaya hak kazanan ve salgından önce işçi olarak çalışanlar ücretsiz izin desteğinden yararlanamadıklarından, bu durum işçinin rızası olmadan ücretsiz izne çıkartılmalarına engel midir? Yaşlılık aylığı alan ve ücretsiz izne gönderilen işçilerin fesih hakkı var mıdır?

CEVAP-10: Bilindiği üzere herhangi bir emeklilik veya yaşlılık aylığı alınması halinde işçi ücretsiz izin döneminde ödenen nakdi ücret desteğinden yararlanamamaktadır. İşveren tarafından bu işçilere TBK madde 409 kapsamında hakkaniyete uygun bir ücret ödenmelidir. Ödememe hali zorlayıcı sebebe dayanmazsa, işçinin haklı sebeple fesih hakkı bulunmaktadır.

SORU-11: Ücretsiz izin hakkından sadece pandemiden etkilenen firmaların yararlanacağı düşünüldüğünde bir firma eğer pandemiden etkilenmemişse, eskisi gibi çalışıyorsa, sadece 1 çalışanını bu süreçte ücretsiz izne çıkarırsa ne olur? İşçi ücretsiz izne çıkarılmasını kabul etmeyeceğini beyan etmesine rağmen ücretsiz izne çıkarılırsa bu işveren feshi sayılır mı?

CEVAP-11: Ücretsiz izin desteğinden işçilerin yararlanması ve işverenin bu hakkını kullanması zorlayıcı sebeplerin varlığına bağlıdır. İşverenin çalışması pandemiden etkilenmemişse iş yeri normal şekilde çalışmasına devam ediyorsa yalnızca bir işçinin ücretsiz izne ayrılması işçinin rızasına bağlıdır. Rıza yok ise fesih sayılmalıdır.

SORU-12: Salgının bulaşma hızı ve işyerinde meydana gelebilecek hastalığın iş kazası sayılacağı dikkate alındığında, işverenin yükümlülüğünde olan iş sağlığı ve güvenliği kapsamında ücretsiz izne çıkarması kanuna uygun mudur?

CEVAP-12: Burada pandemi nedeni ile alınan bir tedbir olduğuna göre zorlayıcı neden söz konusu olduğundan, burada ücretsiz izin uygulaması yasal olacaktır. Ancak elbette önce kısa çalışma ödeneğine başvurmalıdır.

SORU-13: Ücretsiz izin sürecince olan bir işçinin başka bir işveren yanında çalışıyor olması sadakat yükümlülüğünü ihlal eder mi?

CEVAP-13: Çalışma anayasal bir haktır. Askıda iken iş görme edimi ve ücret gibi asli edimler yerine getirilmediğinden, işçi bu dönemde başka yerde çalışabilir. Bu sadakat yükümlülüğünün ihlali anlamına gelmez. Yeter ki rekabet yasağına aykırılık olmasın.

SORU-14: İşveren sokağa çıkma yasağı kapsamında çalışılmayan günler için işçiye ücret ödemez ise bu işçi için haklı neden midir?

CEVAP-14: İşçinin fesih yasağı sadece zorlayıcı nedende söz konusudur. Ücretin ödenmemesi işçiye 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/II.e maddesi uyarınca haklı fesih hakkı verecektir.

SORU-15: İşverenin telafi çalışması yaptırabilmesi için çalışılmayan dönem için işçiye tam ücret ödemiş olması mı gerekir? İşçiye önce tam ücret ödemiş birkaç ay sonra ekonomik sıkıntı nedeniyle kısa çalışma ödeneğine başvurmuş olan işveren salgın sona erdiğinde telafi çalışması yaptırabilir mi?

CEVAP-15: Telafi çalışması için işçiye çalışmadığı dönem için tam ücret ödemesi yapılmalıdır. Burada ancak tam ödenen süre ile orantılı bir dönem için telafi çalışması yaptırılabilir.

SORU-16: Kısa çalışma ödeneği ile maaşın %60 ı ödeneceğinden, bakiye aradaki ücretin işveren tarafından ödenmesi halini, hangi isim altında değerlendirilir?

CEVAP-16: Bu ücretin yasal dayanağı TBK. 409. Maddeye istinaden hakkaniyete uygun ücrettir.

SORU-17: Tutukluluk hâli devam eden işçi ihbar süresi dolmadan Covid-19 nedeniyle serbest bırakıldı ve bu nedenle işçinin feshi yapılamadı. Bu işçinin bir suçtan hüküm giymiş olması sebebiyle işveren kendisiyle çalışmak istemiyor. Ancak fesih yasağı var. Bu durumda üç aylık sürenin bitimi olan 17 Temmuz’a kadar ücretsiz izin verebilir mi? İşçinin yazılı rızası gerekir mi? Ücretsiz izin bitiminde fesih yapılabilir mi? 

CEVAP-17: Yasanın amacı gereği burada salgın, pandemi ve zorlayıcı sebeplerden bağımsız şekilde işverenin fesih açısından haklı bir sebebi bulunduğundan, fesih yasağı bulunmaz ve bu bağlamda ücretsiz izin kapsamına bu işçi alınamaz.

PANDEMİDE İŞÇİ HAKLARI

PANDEMİDE ÜCRETSİZ İZİN KISA ÇALIŞMA İŞ AKTİ FESHİ SORU VE CEVAPLARI

SORU-1: İşçilik alacağını alamayan işçinin üzerine zimmetli taşınır üzerinde hapis hakkı var mıdır?

CEVAP-1: İş Kanunu’nda hapis hakkıyla ilgili bir düzenleme bulunmamakla birlikte Türk Medeni Kanunu’nun 950. Maddesinde genel anlamıyla hapis hakkından bahsedilmekte, 952. Maddesinde ise işçinin ücret alacağına karşılık işveren tarafından kendi rızasıyla işçiye zimmetlenen taşınırların alacakla ilintili olması sebebiyle ücret alacağına karşılık işçi tarafından hapsedilebileceği hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda işveren tarafından işçinin kullanımına tahsis edilen telefon, bilgisayar, tablet gibi taşınırlar üzerinde işçinin hapis hakkı mevcuttur. Burada önemli olan taşınırı işverenin kendi rızasıyla işçiye vermesi, taşınırın alacakla ilgili olması ve malın taşınır olmasıdır. Dolayısıyla işçinin kullanımına tahsis edilen taşınmaz üzerinde veya kendisine zimmetlenmeyen ve iş yerinde bulunan taşınırlar üzerinde hapis hakkı bulunmamaktadır.

SORU-2: Kısa çalışma uygulamasıyla çalışmak istemeyen işçilerin kısa çalışma kapsamından çıkarılarak ücretsiz izinde gösterilmeleri mümkün müdür?

CEVAP-2: Kısa çalışmadan yararlanan işçilerin ücretsiz izne çıkarılması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Bu sebeple kısa çalışmadan yararlanan işçileri işveren ücretsiz izne çıkarmamalıdır.

SORU-3: İşverenin iş sözleşmesinde peşin olarak uzaktan çalışma isteyebileceğine ilişkin onay aldığı düşünülürse, pandemi döneminden bağımsız olarak, işveren yönetim yetkisi kapsamında işçinin geçici süreyle uzaktan çalışmasını isteyebilir mi? Bu durum sözleşmede esaslı değişiklik sayılır mı ve yazılı onay gerektirir mi?

CEVAP-3: Ücretsiz izin uygulamaları kural olarak çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı bir değişiklik oluşturur ve İş Kanununun değişiklik feshine ilişkin 22. maddesi hükümlerinin uygulanması gerekir. İşveren zorlayıcı sebeplerin varlığı halinde işçinin uzaktan çalışmasını talep edebilir. Yönetim yetkisini kullanması bu bağlamda zorlayıcı sebeplerin varlığına bağlıdır. Evden çalışma halinde ise işçinin ücretinde esaslı bir değişiklik gerçekleşmeyeceğinden yeni bir yazılı sözleşme yapılmasına gerek yoktur.

SORU-4: Nakdi ücret dönemindeki ücretsiz izin süresi işçinin kıdem süresinden sayılır mı?

CEVAP-4: Askı halinde, asli edimler, iş görme ve ücret ödeme yerine getirilmez. Tarafların diğer hak ve yükümlülükleri, gözetim borcu ve sadakat borcu gibi devam eder. Ücretsiz izin süresi yani askıdaki süre de geçen süre, kıdemden sayılmamaktadır.

SORU-5: İşçinin ücretsiz izne gönderilmesi ve fesih yasağı kalkar kalkmaz işverenin iş sözleşmesini feshetmesi halinde bir yaptırım var mıdır?

CEVAP-5: 7224 sayılı kanunla işverenin 17.07.2020 tarihine dek işçileri zorlayıcı neden ve pandemi dolayısıyla işten çıkaramayacağı, iş sözleşmesini feshedemeyeceği hükmü getirilmiştir. Dolayısıyla bu süre içerisinde işçisini ücretsiz izne çıkarmak zorunda bulunan işveren, sürenin bitimi halinde iş sözleşmesini sona erdirirse herhangi bir yaptırımla karşılaşmaz. Önemle belirtmek gerekir ki fesih yasağı yalnızca zorlayıcı sebeplere ilişkindir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına dayanarak işveren fesih yasağı süresinde de iş sözleşmesini sonlandırabilir.

SORU-6: Pandemi süresince işçiye yapılacak bildirimler nasıl olmalıdır?

CEVAP-6: Kural olarak işçiye yapılacak bildirimlerin yazılı olması gerekmekte ve Yargıtay tarafından kargo, mesaj, whatsapp, mail gibi yöntemler geçerli bildirim sayılmamaktadır. Fakar her işçinin eğitim durumu ve kapasitesine göre, pandemi sürecinin zorluğu da dikkate alındığında, mail yoluyla yapılan bildirimlerin geçerli kabul edilmesi gerekir.

SORU-7: 01.06.2020 tarihi itibarıyla kreş ve bakım evlerinin açılması ile işveren bir kısım öğretmenin çalışmaya başlamasını talep edip bir kısım öğretmenin ücretsiz izin uygulamasına devam ederse bunun bir yaptırımı var mıdır?

CEVAP-7: İşveren tarafından pandemi döneminde olunsa dahi işçiler arasında eşit işlem yükümlülüğüne uyulması gerekmektedir. İşçiler arasında çalışma koşulları açısından fark varsa, bir kısım işçinin çalışmasına gerek duyulmayacaksa, işveren bir kısmı işe çağırıp kalan kısmın ücretsiz iznine devam edebilir. Fakat işçilerin yani somut olayda öğretmenlerin eşit şartlarda çalıştığı dikkate alındığında işverenin bu tutumu eşit işlem şartına aykırılık oluşturacaktır.

SORU-8: İşveren tarafından işçi sözlü şekilde işten çıkarılırsa, fiili olarak işçinin çalışmasına son verilirse, bu durum işveren tarafından SGK’ya bildirilmezse, farklı bir kurumda çalışamayan ve desteklerden yararlanamayan işçinin hakları nelerdir?

CEVAP-8: Bu durumda işveren fesih yasağı olan dönemde sözlü yani geçerli olmayan bir bildirimle iş akdine son vermiş ve bu durumu da kuruma bildirmemiştir. İşçinin mahrum kaldığı yararlar da mevcuttur. İşçi işe iade davası açabilir, kıdem ve ihbar tazminatını talep edebilir, varsa diğer işçilik alacaklarını talep edebilir, SGK’ya işten çıkış bildirilmediğinden işçi farklı bir kurumda çalışamamış ve nakdi ücret desteğinden de yararlanamamıştır, bu sebeple işçi mahrum kaldığı tutarların da tazmin edilmesini isteyebilir.

SORU-9: Pandemi süresince işyerinin doğrudan ekonomik sıkıntıdan etkilenmemesi fakat yan sektörlerdeki sıkıntılar sebebiyle ödeme güçlüğüne düşmesi durumunda, bu işverenin de zorlayıcı sebep kapsamında olduğu düşünülebilir mi?

CEVAP-9: Ekonomik olarak etkilenme halinde de işveren zorlayıcı sebeplere ilişkin koşullar kapsamındadır. Önemli olan doğrudan veya dolaylı olarak pandemi sebebiyle iş yerinin çalışmasında ve üretim ve gelirinde zorlanma meydana gelmesidir.

SORU-10: 7224 sayılı Kanun uyarınca işçi fesih yasağı kapsamında sadece ücretsiz izni esaslı değişiklik sayarak iş sözleşmesini feshedemez, diğer hallerde işçi için fesih yasağı var mıdır?

CEVAP-10: İşçinin fesih yasağı geçici süreyle yani 3 aylık süreyle zorlayıcı sebeple sınırlandırılmıştır. İşçi zorlayıcı nedenle, kısa çalışmadan yararlanamıyorsa, ücretsiz izin uygulamasına gönderildiğinde iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle iş sözleşmesini feshedemez.

SORU-11: Kısa çalışma ödeneği kapsamındaki ve fiili çalışmanın olmadığı bir işyerinde işveren tarafından yapılan ödemeler avans olarak değerlendirilebilir mi? İşveren bunu sosyal yardım olarak gösterdiğinde prim ve vergi ödeyecek midir?

CEVAP-11: Ne kısa çalışma ödeneğinde, ne ücretsiz izin nakit desteğinde ne de TBK madde 409 uyarınca hakkaniyete uygun ücret ödemesinde işveren prim ve vergi ödemek zorunda değildir. Bu bağlamda işveren bu ödemeleri sosyal yardım olarak göstermemelidir ve avans olarak değerlendirilemez.

SORU-12: Ücretsiz izin ya da kısa çalışma sonrası, pandemiye bağlı ekonomik nedenlerle yapılan fesih geçerli bir fesih midir?

CEVAP-12: Pandemi süreci bittiğinde işveren ekonomik olarak etkilenmişse ve eğer işletmenin, işin ve iş yerinin gereklerine dayalı ekonomik sıkıntı geçerli bir dayanak oluşturuyorsa işverenin geçerli fesih hakkı vardır.

SORU-13: Kısa çalışma ödeneğinde %40’lık kısmın işveren tarafından ödenmek istenmesi durumunda bu ödeme pandemi sonrası işçinin maaşından kesinti-avans adı altında çıkarılabilir mi? Hakkaniyete uygun olarak TBK madde 409 kapsamında yapılan ödemelerde prim tahakkuk sıkıntısı doğar mı?

CEVAP-13: TBK madde 409 hakkaniyete uygun ücret olduğundan prim ödeme gerçekleşmez. Kısa çalışma ödeneğinde işveren ödediği %40’lık kısmı pandemi sonrası işçinin maaşından kesinti yapamaz. Bu artık hakkaniyet gereği ödenen ücret kapsamındadır.

SORU-14: 15.03.2020 tarihi öncesinde yapılan önelli fesihte pandemi nedeni ile duran ihtar öneli sürelerin devam ettiği süreçte kaldığı yerden mi devam eder yoksa en baştan mı başlar?

CEVAP-14: Eğer işveren iş yerine faaliyetine devam ediyor ve işçi de çalışıyorsa yapılan önelin süresi durmaz. İşveren faaliyetine devam edemiyorsa ve işçi iş görme edimini gerçekleştiremiyorsa, zorlayıcı nedenlerin varlığı da mevcutsa, ihbar öneline ilişkin süreler de durmuş olur.

BOŞ ÇEK YAPRAKLARININ İPTAL EDİLMESİ

BOŞ ÇEK YAPRAKLARININ İPTAL EDİLMESİ

Av.Aslı HAN

SORU-1: Genel olarak çek yaprakları nasıl iptal edilir?

CEVAP-1: Çekin rıza dışında elden çıkması nedeniyle çekin çalındığı, kaybolduğu, zorla alındığı durumlarda Türk Ticaret Kanunu’nun atfıyla poliçenin iptaline ilişkin hükümler uygulanır. Çekin iptalini çekin ödeme talep etmeye yetkili hamili isteyebilir. Keşidecisinin ise çek iptal davası açma hakkı bulunmamaktadır. Fakat burada bahsedilen ve iptal davasına konu olabilen çekler KEŞİDE EDİLDİKTEN SONRA RIZA DIŞINDA ELDEN ÇIKAN, ÇALINAN, KAYBOLAN, ZAYİ OLAN ÇEKLERDİR.

SORU-2: Keşide edilmeden kaybedilen boş çek yaprağı nasıl iptal edilir?

CEVAP-2:Boş çek yaprağının zayi olması halinde ne yapılacağına ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda ve 5941 sayılı Çek Kanununda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Konuya ilişkin verilen yüksek yargı kararları da mevcut kanuni boşluğu dolduramamaktadır.

Banka tarafından bastırılan çekler, imza karşılığında çek hesabı sahibine teslim edilir. Teslim edilen çek defterindeki yaprakların her biri için sistem kaydı oluşturulur ve bu kayıt üzerinden çekler takip edilir. Söz konusu çeklerim bankanın ödemekle zorunlu olduğu kısmı ya çek hesabı sahibi tarafından nakit olarak hesaba depo edilir ya da bu tutar kadar banka tarafından gayri nakdi kredi açılır.

Boş ve imzasız çek defterinin veya yaprağının çek defteri sahibinin elinden rızası dışında herhangi bir şekilde çıkması halinde, yani kaybolma, çalınma, zorla alınma gibi hallerde çek defteri sahibi bu hususu muhatap bankaya yani çeklerin alındığı banka şubesine gecikmeksizin bildirmelidir. Mevzuatta bu konuda düzenleme bulunmamakla birlikte muhatap bankanın bu hususta haberdar edilmesi önemlidir. Bu noktada bildirimin noter vasıtasıyla yapılması ispat hukuku açısından gereklidir.

Boş çek yaprağı veya çek defteri hırsızlık sonucunda çalınmış ise ayrıca güvenlik güçlerine de durum bildirilmeli ve şikayette bulunulmalıdır. Şikayet içeriğinde çalınan çek yaprakları veya defteriyle alakalı ayrıntılı bilgilere yer verilmelidir. Hırsızlık nedeniyle boş çek yaprağının zayi olması halinde bankaya yapılacak bildirime yetkili makamlarca tutulan belgeler de eklenmelidir.

TTK madde 780/1-f gereğince çekte bulunması zorunlu unsurlardan biri de keşidecinin imzasıdır. Boş çek yaprağının çalınması halinde çeki kullanmak isteyen kişilerin öncelikle bu çeki imzalaması gerekir. Aynı durum çekin kaybedilmesi ve üçüncü bir kişi tarafından bulunması halinde de geçerlidir. Bu durumda bankaya yapılan bildirim önem kazanmaktadır. Zira banka bu halde çek üzerindeki imzayı daha dikkatli inceleyecek ve daha önce imza örneklerini aldığı çek hesabı sahibinin imzasıyla daha detaylı bir karşılaştırma yapacaktır. Sahteliği çıplak gözle anlaşılabilen bir çek yaprağına karşılık muhatap bankanın ödeme yapmaması gerekir.

SORU-3: Üzerinde keşidecinin imzası bulunan boş çek yaprağı nasıl iptal edilir?

CEVAP-3: Boş çek yaprakları çekin zorunlu unsurlarını taşımadığından kıymetli evrak niteliğinde değildir. Bu sebeple boş çek yaprakları iptal davasına konu edilemez ve çekin ödenmesinin yasaklanması talep edilemez. Bu konuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 147-1143 sayılı ve 19.03.1982 tarihli kararı ile 2016/6909 E. – 2018/777 K., 05.02.2018 tarihli iki kararında da boş çek yapraklarının kıymetli evrak niteliğinde olmadığını ve iptal davasına konu edilemeyeceklerini hükme bağlamıştır.

Fakat çek yaprağı üzerinde zorunlu unsurlardan biri olan çek hesabı sahibinin imzası bulunuyorsa ve çek açık çek olarak düzenlenmişse ne olacaktır? Bu durumda çek yaprağı bankaya ibraz edilse ve bankanın çek yaprağının sahibinin rızası dışında elinden çıktığını önceden bilmesi halinde bile, çekin üzerindeki imza keşideciye ait çıkacak ve imza karşılaştırması yapıldığında imza sahteliği tespit edilemeyecektir. Öyleyse bu durumda muhatap banka ödeme yapmalı mıdır? Bu hususta Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 6387/8443 sayılı ve 28.10.1999 tarihli kararı yol gösterici olacaktır. İlgili karar, çek yaprağının boş olması ve üzerinde sadece keşidecinin imzası bulunması halinde bu çek yaprağının iptal davasına konu edilebileceği ve ödemenin yasaklanmasının talep edilebileceği şeklindedir.

Sonuç olarak boş çek yapraklarının kaybedilmesi, çalınması gibi durumlarda iptal davası açılamaz. Zira bu yapraklar zorunlu unsurları taşımadığından kıymetli evrak niteliğinde değildir. Bu durumda savcılığa ve muhatap bankaya bilgi verilmesi önemlidir. Ayrıca menfi tespit davası açılması ve borçlu olunmadığının tespit edilmesi de bir yöntemdir. Fakat çek yaprağı üzerinde yalnızca imza varsa ve çekin kalan kısmı boşsa, imzanın varlığı iptal davası açmak için yeterli olacaktır.

ÇOCUĞUN ANNESİNİN SOYADINI KULLANMASI

BOŞANAN ANNELER ÇOCUKLARINA KENDİ SOYADLARINI VEREBİLİR Mİ?

Av.ASLI HAN

Günümüzde eşlerin boşanmalarının ardından bazı anneler, çocuklarının eğitim hayatında ve arkadaş çevresinde yaşadıkları zorlukları bertaraf etmek amacıyla çocuklarının kendi soyadlarına geçmesi talebiyle dava açmaktadırlar. Peki bu davaların sonucunda çocuk annesinin soyadını alabilir mi?

Türk Medeni Kanunu’na göre çocuk, anne ve baba evliyse babasının, evli değillerse annesinin soyadını alır. Evliliğin boşanma ile sonuçlanması durumunda çocuğun soyadında kanunumuza göre bir değişiklik meydana gelmez ve velayet annede kalsa dahi çocuk babasının soyadını kullanmaya devam eder. Hatta babanın soyadı değişikliği davası açması durumunda soyadı değişikliği kararı ergin olmayan çocuklar üzerinde de etkili olur. 

Eşler evliliğin devamı boyunca ve evliliğin sona ermesi durumunda sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumda olmalarına rağmen, erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğa soyadını verme hakkının kadına verilmemesi velayet hakkının kullanılması açısından cinsiyet ayrımcılığına sebebiyet vermektedir.

2012 yılına kadar boşanan annenin çocuğuna kendi soyadını vermek istemesi talebiyle açılan davalar ilk derece mahkemelerince ve Yargıtay tarafından “velayet hakkını kazanan annenin soyadını değiştirme hakkını da kazanamayacağı, makul ve somut bir gerekçe bulunmadığı ve soyadının babadan alındığı” gerekçeleriyle reddedilmekte iken, Anayasa Mahkemesi’nin 2010/119 Esas, 2011/165 Karar, 08.12.2011 tarihli, 14.02.2012 tarihinde 28204 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile;  21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin ikinci fıkrasının “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır.” biçimindeki birinci cümlesi Anayasa’ya aykırı bulunarak oybirliğiyle iptal edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi, verdiği bu emsal kararının gerekçesini “Eşler, evliliğin devamı boyunca ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hakkının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonucunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41. maddelerine aykırıdır, iptali gerekir.” Şeklinde açıklamıştır.

Anayasa Mahkemesi, 2013/7979 başvuru numaralı bireysel başvuruda, başvurusu boşanan annenin çocuğuna kendi soyadını vermek istediği, zira çocuğun annesiyle yaşadığı, babasını görmediği ve annesiyle farklı soyadı taşımanın çocuğu psikolojik olarak kötü etkilediği fakat ilk derece mahkemesi ve temyiz incelemelerinde davasının reddedildiği gerekçeleriyle talepte bulunmuş, Anayasa Mahkemesi, kişinin başvurusunu kabul ederek ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ve velayet hakkı gibi çocuğun soyadı konusunda da anne ve babanın eşit olduğunu, aksini kabul etmenin eşitlik ilkesine de aykırı olacağını gerekçe göstermiş yargılamanın yeniden yapılmasına karar vermiştir.

Özellikle küçük yaştaki çocuklar açısından anne ile soyadının farklı olması çocukların psikolojilerinde tahribata yol açmakta, annelerin resmi kurumlarda ve başvurularda zorluklar yaşanmasına sebep olmaktadır.

Anayasa Mahkemesi tüm bu gerekçeleri gözeterek boşanma sonrası çocuğuna kendi soyadını vermek isteyen annenin talebinin reddini temelde bir hak ihlali olarak görerek boşanan annenin velayeti alması durumunda isterse çocuğuna kendi soyadını verebileceğine hükmetmiştir. Kararda uluslar arası sözleşme hükümleri de hatırlatılarak eşlerin evliliğin devamında olduğu gibi evliliğin bitmesinden sonra da eşit hak ve yükümlülüklere sahip olduğu vurgulanmıştır.

Kayseri 1. Aile Mahkemesi’nde açılan davada bir anne ortak çocuğun maddi manevi tüm ihtiyaçlarını kendisinin karşıladığını, babanın çocukla görüşmediğini, kişisel ilişki günlerinde dahi çocuğun babayla ilişki kuramadığını, bundan sonraki yaşamını kendisiyle geçirecek olan çocuğun soyadı farklılığının yaratacağı zorluklar da dikkate alındığında kendi kızlık soyadını taşımasının yararına olacağını ileri sürmüş fakat mahkeme tarafından soyadının yalnızca bir hak değil aynı zamanda soy bağını ilgilendiren ve eşitlikten önce çocuğun üstün yararının düşünülmesini gerektiren bir konu olduğunu, evlilik birliği içinde doğan çocuğun ailenin yani babanın soyadını taşıyacağını, boşanma veya ölüm üzerine velayetin annede olmasının soyadında herhangi bir değişikliğe sebep olamayacağını gerekçe göstererek davayı reddetmiştir. İstinaf mahkemesi tarafından da ilk derece mahkemesinin kararında yanlışlık bulunmayarak kararın onanmasının üzerine konu Yargıtay’a taşınmış ve Yargıtay’dan emsal niteliğinde bir karar gelmiştir.

Yargıtay 2.Hukuk Dairesi’nin 2017/1097 Esas, 2018/12772 Karar ve 12.11.2018 kararı, çocuğun üstün yararının dikkate alınması konusunda annenin hiçbir gerekçe göstermeyerek sadece velayet sahibi olduğu iddiasıyla çocuğa kendi kızlık soyadını veremeyeceği fakat velayet hakkına sahip olan annenin haklı gerekçeler sunması halinde eşitlik gereği çocuğun soyadını değiştirebileceği kararı verilmiştir. Bu bağlamda çocuğunu görmeyen, kişisel ilişki kuracağı günlerde dahi gelmeyen, maddi manevi hiçbir şekilde anneye destek olmayan ve çocukla bir bağı bulunmayan babaya karşın çocuğun yanında büyüyeceği annenin kızlık soyadını almasının çocuğun ruhsal sağlığı açısından gerekli olduğu ve aksine üstün yararının bulunduğu gerekçeleriyle ilk derece mahkemesinin hükmünün bozulmasına karar vermiştir. Yargıtay tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarına da atıf yapılmış, her somut olayda çocuğun menfaatlerinin gözetilerek değerlendirme yapılması gerektiğini belirtmiştir.

Görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay tarafından verilen kararlar doğrultusunda, velayet hakkına sahip olan, haklı gerekçeleri bulunan, çocuğun gelişimi bakımından annesiyle aynı soyadını taşıması çocuğun üstün yararına ise artık boşanmış anneler de çocuklarının soyadları konusunda hak sahibi olabilecek ve çocuklarının kendi kızlık soyadlarını taşımaları talepli dava açabileceklerdir. Zira ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkeleri de bunu gerektirmektedir. Dikkat edilmesi gereken tek nokta, annenin sadece velayet hakkı sahibi olmasının çocuğa kızlık soyadını vermesine yeterli olmayacağıdır. Somut olayın özellikleri, çocuğun babayla olan ilişkisi, çocuğun gelişimi açısından üstün yararı gibi hususlar gözetilecek ve Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın emsal kararları da dikkate alınarak bir karar verilecektir.

KORONA VİRÜSÜNÜN KİRA SÖZLEŞMELERİNE ETKİSİ

Av.Aslı HAN

Av. Aybüke SAMUR

Bilindiği üzere 2019 yılının Aralık ayında ilk olarak Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve ardından dünyaya büyük bir hız ile yayılan Korona Virüs hala büyük bir tehlike arz etmekte ve insanlar için ölümcül sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle ülkemizde ve dünya üzerinde salgının daha çok yayılmasını önlemek amacıyla tedbirler alınmış ve günbegün bu tedbirlere yenisi eklenmeye de devam etmektedir.

Soru 1- Korona virüs nedeni ile işyeri kira sözleşmelerine hukuki anlamda bir yenilik getirildi mi?

Cevap: Virüs nedeni ile salgının yayılmasını önlemek ve vatandaşı korumak adına başta çalışma hayatı olmak üzere birçok alanda düzenlemeye gidilmiştir.          

Bunlardan bazıları ise şöyledir;

-İç işleri Bakanlığı tarafından 15.03.2020 tarihinde 81 il valiliğine gönderilen ek genelge ile başlayan bu süreçte binlerce işyerinin faaliyetlerine ara verilmiştir.

-22.03.2020 tarihinde 2279 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile bir yenisi eklenmiş ve icra ve iflas takiplerinin durdurulmasına karar verilmiştir.

-Buna müteakip 26.03.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Geçici 2. Maddesine göre;

“ 01.03.2020 tarihinden 30.06.2020 tarihine kadar işleyecek iş yeri kira bedelinin ödenememesi kira sözleşmesinin feshi ve tahliye sebebi olamaz.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Soru 2-7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Geçici 2. Maddesini nasıl yorumlamak gerekir?

Cevap: Maddede, kira bedelinin ödenmemesine ilişkin herhangi bir düzenleme ve ibare bulunmamaktadır. Kiracının, kira bedelini ödeme borcu devam etmektedir. Ancak kiracının kira bedelini ödeyememesi durumunda, bu husus fesih ya da tahliye sebebi olamayacaktır.

Maddenin dayanağını oluşturan TBK madde 138 de düzenlenmiş olan “aşırı ifa güçlüğü” dür. Buna göre;

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde, sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır. Bu madde yabancı para borçlarında da uygulanır”  şeklindedir.

Fakat 7226 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi açık bir şekilde, iş yeri kira bedellerinin ödenememesi hâllerine ilişkin geçici bir koruma sağlamakta iken, Türk Borçlar Kanunu’nda hüküm altına alınmış olan, kira ilişkisinin sona ermesine neden olan diğer hâllere ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Düzenlemenin lafzından da anlaşılacağı üzere, iş yeri kira bedellerinin ödenmemesi dışında kira sözleşmesinin sona ermesine neden olacak diğer hâllerde, kiraya veren, kanuni veya sözleşmesel hakkı olan sözleşmeyi sona erdirme yolunu tercih ederek kira sözleşmesinin feshini ve buna bağlı olarak tahliyesini isteyebilecektir.

Soru 3- Madde hükmü, işyerleri ile ilgili bir ayrıma gitmiş midir? Hangi iş yerleri bu madde kapsamındadır?

Cevap: Hayır, ilgili madde tüm işyeri kiralarını bu kapsama almış ve işyerinin örneğin; otel, fabrika, holding veya dükkân olması gibi bir sınırlamaya gitmemiştir. Gerek idari kararla kapatılan ve bu süreçte gelir elde edemeyen kıraathane, kuaför, spor salonları, sinema gibi gerekse faaliyetleri sadece paket servis veya self servis (gel-al) yapmak şeklinde kısıtlandırılmış olan ve bunlara ek olarak herhangi bir idari karar ile kapatılmayan/ sınırlama olmayan eczaneler gibi işyerleri de dâhil olmak üzere tüm işyerleri bu düzenlemeden faydalanabileceklerdir.

Soru 4-Pandemi sürecinde ve 7226 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un Geçici 2. Maddesinin yürürlüğe girmesi ile birlikte işyeri kira ödemeleri nasıl olacaktır?  Geriye dönük olarak kiraya veren, faiz uygulayabilecek midir?

Cevap: İlgili kanun maddesinde işyeri kira ödemeleri sürelerinin 01.03.2020 ve 30.06.2020 tarihleri arasındaki kira bedellerini kapsadığı görüldüğünden, bu başlangıç tarihinden önceki işyeri kira bedelleri bu hükmün uygulama alanı dışındadır. İlgili kanun maddesi sadece borcun ödenmemesi nedeniyle sözleşme feshini ve tahliyeyi önlemektedir. Bu nedenle, kiraya verenin ödenmeyen kira bedellerini faizi ile birlikte talep etme hakkı olduğunu söyleyebiliriz.

Soru 5- Kira ödeme güçlüğü çeken kiracılar hangi yollara başvurmalıdır?

Cevap: TBK madde 138 de düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeni ile kira sözleşmeleri için uyarlama davaları açılabilir. Önemle vurgulamak gerekir ki TBK 138. madde hükmü yabancı para üzerinden yapılmış kira akitlerinde de uygulama alanı bulabilecektir.

Soru 6-Uyarlama davası açabilmek için hangi koşulların varlığı gerekir?

Cevap: İlgili kanun maddesini ele almamız gerekmektedir. Buna göre;

  1. Sözleşmenin yapıldığı sırada, taraflarca öngörülemeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum olmalı,
  2. Öngörülemeyen bu durum, kiracı tarafından kaynaklanmamalı,
  3. Sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden kira borcunun istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede kiracının aleyhine değişmiş olmalıdır.

Soru 7-Uyarlama nasıl yapılacaktır?

Cevap: Aşırı ifa güçlüğü sebebiyle edimini ifa edemeyen ya ifa güçlüğünden doğan haklarını saklı tutarak (ihtiraz-i kayıtla ödeme yapan) kiracı, taşınmazın bulunduğu yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak küresel salgına bağlı aşrı ifa güçlüğü nedeniyle salgının etkilerine maruz kalınan dönemlerin kira bedelinin sonradan değişen hal ve şartlara uyarlanmasına, bunun mümkün olmaması halinde sözleşmenin feshine yönelik dava açmalıdır. Kiracıların ödeme yapılmaması halinde tahliye tehdidi altında kalmamak ve uyarlama davası açma haklarını saklı tutmak için mutlaka ihtiraz-i kayıtla veya uyarlama hakkını saklı tutarak ödeme yapmaları gerekmektedir.

Soru 8-Uyarlama yerine alternatif çözüm yolları var mıdır?

Cevap:

  • İfa zamanını uzatma sözleşmesi yapılabilir. Bu sözleşme türü Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Ancak, TBK m. 95’e göre “sürenin uzatılması” mümkün olduğu için taraflar uzatma sözleşmesi yapabilir. Buna karşılık, sözleşme ile taraflar mücbir sebep durumunda borcun ifa zamanın uzatılabileceğini kararlaştırabilir. Uzatma sözleşmesi ile yeni bir borç ilişkisi yaratılmayacak sadece borcun ifa zamanı değiştirilmektedir. Bu sayede taraflar uzatma sözleşmesi yaptıklarında; kararlaştırdıkları süre boyunca borç muaccel olmayacak, borçlu temerrüde düşmeyecek bu sebeple kira borcu için temerrüt faizi işlemeyecektir. uzatma sözleşmesi borçlu temerrüde düştükten sonrada yapılabilir. Yani salgın sebebiyle geçici ifa imkânsızlığı meydana geldikten ve borçlu temerrüde düştükten sonra (kiracı vadesi gelen kira borcunu ödeyemediği halde) uzatma sözleşmesi yapılabilecektir. 
  • Taraflar aralarında anlaşarak önceki sözleşmeyi esas alan ek bir protokolle kira ifa zamanı ve kira indirim şartlarını düzenleyebilirler. Ek protokol ile yeni bir borç ilişkisi yaratılmayacak olup kira ifa zamanı ve bedeli değiştirilmektedir.  Bu durumda asıl sözleşme hükümleri değil, ek protokol hükümleri geçerli olacaktır ve asıl sözleşmeye kira ilişkisi devam edecektir.

Soru 9- Konut kiraları açısından durum ne olacaktır?

Cevap:  7226 sayılı Kanun bakımından konut kiralarıyla ilgili ayrıca bir düzenleme yapılmadığından işyeri sıfatına haiz olmayan mekânlar bakımından kira sözleşmelerine genel hükümler uygulanmaya devam edecektir. Ancak hem konut hem de işyeri olarak kullanılan ve günümüzde home-office olarak adlandırılan taşınmazlara ilişkin olarak kullanım amacına bakılacak ve işyeri olarak kullanımının ağır basması ya da kira sözleşmesinde açıkça bir belirleme bulunması halinde bu sözleşme bakımından 7226 sayılı Kanunun düzenlediği ayrıcalıklardan yararlanılacaktır.

NAKDİ ÜCRET DESTEĞİ/İŞVERENİN ÜCRETSİZ İZNE ÇIKARMA HAKKI , İŞ AKDİNİN FESHİ YASAĞI

Av.Gülizar YILDIRAN

Son günlerde gündemin ilk sıralarında olan korona virüs salgını (bilinen diğer adı ile COVID-19), tüm dünyayı olduğu gibi ülkemizi de olumsuz etkilemiştir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından “pandemi” ilan edilen bu salgın, etkilerini hukuk alanında da sürdürmekte olup olumsuz etkilerini azaltmak maksadıyla önlemler alınmaya devam etmektedir. Bu çerçevede amacı isminden de anlaşılan 7244 sayılı YENİ KORONAVİRÜS (COVID-19) SALGINININ EKONOMİK VE SOSYAL HAYATA ETKİLERİNİN AZALTILMASI HAKKINDA KANUN İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN yayımlanmıştır. Bu kanun ile salgından en yoğun olarak etkilenen alan olan çalışma yaşamı için de düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenlemeler;

  • 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa eklenen Geçici Madde 24 ile getirilen nakdi ücret desteği
  • 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa eklenen Geçici Madde 25 ile getirilen kısa çalışma ödeneği ile ilgili düzenleme
  • 4857 sayılı İş Kanununa eklenen Geçici Madde 10 ile getirilen fesih yasağı

Bu çalışmanın konusunu, İşsizlik Sigortası Kanununa eklenen Geçici 24.Madde ile İş Kanununa eklenen Geçici  10.madde  oluşturacaktır.

  1. 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa eklenen Geçici Madde 24 ile getirilen nakdi ücret desteğinden kimler yararlanabilir?

Nakdi ücret desteğinden sadece İş Kanununa tabi çalışanlar değil; yararlanma şartlarını sağlayan Basın İş Kanunu, Deniz İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanununa tabi olarak çalışanlar da yararlanabilir. Örneğin; ev hizmetlerinde çalışanlar, gemiadamları, gazeteciler, tarım ve orman işlerinde çalışanlarda yararlanabilirler.

  • Nakdi ücret desteğinden yararlanma şartları nelerdir?

Kanun yürürlüğe girdiği tarihte çalışanlar bakımından; 17.04.2020 tarihinden itibaren işveren tarafından ücretsiz izne ayrılmış olan işçiler ile kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan işçiler nakdi ücret desteğinden yararlanacaktır.

İş akdi 15.03.2020 tarihinden sonra feshedilenler bakımından; İş sözleşmesiİşsizlik Sigortası Kanunu m. 51 kapsamında feshedilen (fesih şekli işsizlik ödeneğine hak kazanacak şekilde olanlar) ve işsizlik ödeneğinden yararlanamayan işçiler ile herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı almayan işçiler nakdi ücret desteğinden yararlanacaktır.

  • Nakdi ücret desteğinden yararlanmak için de belli bir prim ödeme gün sayısına ihtiyaç var mıdır?

Herhangi bir prim ödeme gün sayısına ihtiyaç yoktur. İşveren tarafından ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan tüm işçiler için nakdi ücret desteğine başvurulabilir.

  • Maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 17.04.2020 tarihinden önce ücretsiz izne ayrılanlar nakdi ücret desteğinden yararlanamayacak mıdır?

Her ne kadar madde metninde “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren” şeklinde bir ibare kullanılmış olsa da bu tarihten önce pandemi sebebiyle ücretsiz izne ayrılan işçiler de maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren nakdi ücret desteğinden yararlanabilecektir. Aksinin düşünülmesi kanunun amacına ters olacaktır.

  • İşyeri bazında nakdi ücret desteğinden yararlanacak işçi sayısında bir sınır var mıdır?

Bir sayı sınırı yoktur. İşveren tarafından ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan tüm işçiler için nakdi ücret desteğine başvurulabilir.

  • Nakdi ücret desteğine başvurmadan önce kısa çalışma ödeneğine başvurmak zorunlu mudur?

Kanun koyucu iki destekten de yararlanmayı önlemek açısından böyle bir şart getirmiştir. Nakit ücret desteğine başvurmak için önce kısa çalışma ödeneğine başvurma zorunluluğu yoktur. İşçinin kısa çalışma ödeneğinin şartlarını taşımaması halinde nakdi ücret desteğine başvurulabileceği gibi işveren tarafından hiç kısa çalışma ödeneği başvurusu yapılmadan da nakdi ücret desteğine başvurulabilir.

  • 15.03.2020 tarihinden sonra feshedilen iş sözleşmeleri bakımından nakdi ücret desteğinden yararlanmak için feshin işveren feshi olması zorunlu mudur?

15.03.2020 tarihinden sonra feshedilen iş sözleşmeleri bakımından nakdi ücret desteğinden yararlanmak için feshin işveren feshi olması zorunlu değildir. İş sözleşmesi, İşsizlik Sigortası Kanununa göre işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanacak şekilde sona erdirilmiş olmalıdır. Yani işveren tarafından bildirimli fesihte, işçinin haklı feshinde, işverenin haksız feshinde, belirli süreli sözleşmelerin süresinin sona ermesinde,n15.03.2020-17.04.2020 tarihleri arasındaki işçinin ve işverenin zorlayıcı nedenlerle feshinde ücret nakit desteği koşulları oluşur.

            Öte yandan işçinin istifası, işverenin haklı nedenle feshi ve işçinin bildirimli feshinde ücret nakit desteği koşulları oluşmayacaktır.

  • Nakdi ücret desteği başvuruları nasıl yapılır?

Bu konuda kanunda bir düzenleme bulunmamakla birlikte Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından 4447 Sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun Geçici 24. Maddesi Kapsamında Yapılacak Nakdi Ücret Desteği Uygulamasına İlişkin Usul Ve Esaslar yayınlanmıştır. Buna göre;

            8.1- 17/4/2020 tarihi itibarıyla iş sözleşmesinin bulunduğu işveren tarafından ücretsiz izne ayrılan ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanamayan işçiler için başvuru  “https://uyg.sgk.gov.tr/IsverenSistemi” internet adresinden ücretsiz iznin verildiği ayı takip eden ayın 3’üne kadar işverenlerce yapılacaktır.

            8.2- 15/3/2020 tarihinden sonra 4447 sayılı Kanunun 51 inci maddesi kapsamında iş sözleşmesi feshedilen ve aynı Kanunun diğer hükümlerine göre işsizlik ödeneğinden yararlanamayan işçiler ile herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan yaşlılık aylığı almayan işçiler için başvuru ise işsizlik ödeneği başvurusu yapıp yapmamasına bağlı olarak değişiklik gösterecektir. Buna göre;

            8.2.1- 15/03/2020 tarihinden sonra iş sözleşmesi feshedilen ancak işsizlik ödeneği başvurusuna rağmen bu ödeneğe hak kazanamayan işsizlerin nakdi ücret desteği için ayrıca başvuru yapmalarına gerek bulunmamaktadır.

8 .2.2- 15/03/2020 tarihinden sonra 4447 sayılı Kanunun 51 inci maddesi kapsamında iş sözleşmesi feshedilen ancak işsizlik ödeneği başvurusunda bulunmayan işsizler nakdi ücret desteği için, “https://esube.iskur.gov.tr/” internet adresinden veya e-Devletten işsizlik ödeneği başvurusunda bulunmalıdır.

  • Nakdi ücret desteğinin miktarı nedir?

Nakdi ücret desteğini hak eden her bir kişi için yapılacak ödeme miktarı günlük 39,24 Türk Lirasıdır. Bu tutardan damga vergisi haricinde herhangi bir kesinti yapılmayacaktır. İşçinin ay içerisinde ödemeye hak kazandığı gün sayısının belirtilen tutar ile çarpımı sonucu elde edilen miktar aylık olarak ödenir. Nakdi ücret desteği, bir ay içerisinde en çok 30 günlük ücret tutarında yapılabilir.

  1. Nakit ücret desteğinden yararlandırılan işçi çalıştırılmaya devam edebilir mi?

Ücretsiz izne ayrılarak nakdi ücret desteğinden yararlanan işçi fiilen çalıştırılamaz. Çalıştırıldığının tespiti halinde işverene, bu şekilde çalıştırılan her işçi ve çalıştırıldığı her ay için ayrı ayrı olmak üzere aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezası uygulanır ve ödenen nakdi ücret desteği ödeme tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile birlikte işverenden tahsil edilir.

  1. İşçi ücretsiz izne ayrılığı dönemde başka yerde çalışabilir mi?

Nakdi ücret desteğinden yararlanılan dönemde, aynı veya başka bir işyerinde işe başlanması halinde nakdi ücret desteği kesilir.

  1.  İşçi kısa çalışma ödeneğinin koşullarını sağlamasına rağmen işveren tarafından başvuru yapılmaması sebebiyle nakdi ücret desteğinden yararlandırılırsa aradaki ücret farkı işverenden talep edilebilir mi, işverenin bu yola işçileri mecbur etmesi işçiler için haklı fesih sebebi teşkil eder mi?

Nakdi ücret desteği başvurusu kısa çalışmanın olumsuz sonuçlanmasına bağlanmadığından normal şartlar altında işçi bu sebeple iş akdini haklı sebeple feshedemeyecek ve aradaki ücret farkını işverenden talep edemeyecektir.

Fakat işveren objektif bir kriter olmadan işçiler arasında ayrım yaparak bazıları için kısa çalışma ödeneğine bazıları için de nakdi ücret desteğine başvurursa bu eşit davranma borcuna aykırı davranıştan dolayı işçi iş akdini feshedebileceği gibi maddi fark haklarını talep edebilecektir.

  1. 4857 sayılı İş Kanununa eklenen Geçici Madde 10 ile getirilen fesih yasağının süresi ne kadardır, yasak işçi ve işveren tarafından yapılan tüm fesihleri kapsıyor mu?

Fesih yasağı 17.04.2020 tarihinden itibaren 3 ay süre ile getirilmiştir. Cumhurbaşkanı gerek görürse bu süreyi 6 aya kadar uzatabilir.

Fesih yasağı ile işverenler tarafından yapılan fesihlere büyük ölçüde kısıtlama getirilirken işçinin yalnızca ücretsiz izne ayrılması sebebiyle haklı fesih hakkını 3 aylık süre ile kullanamayacağı düzenlenmiştir. İşçinin diğer bütün fesih hakları ayaktadır.

İşverenler ise bu süre içerisinde iş akitlerini ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri sebepler dışında feshedemeyecektir.

  1. Erteleme süresi içerisinde işveren tarafından bildirimli fesih yapılabilir mi?

Erteleme süresi içerisinde bildirimli fesih yapılması halinde bildirim süresi erteleme süresinin bitiminde işlemeye başlar. İşçi işe iade talepli başvurularını bu süre sonunda yapabilir.

  1. Fesih yasağından önce yapılan fesih bildirimlerin akıbeti ne olacaktır?

Fesih iradesi fesih yasağından önce açıklandığından bildirim süresinin bitimi erteleme süresi içerisine denk gelse de fesih yasağı kapsamında kalmayacaktır. Fakat önel süresi içerisinde işveren işçisini ücretsiz izine çıkarırsa önel süresi ile askı süresi iç içe geçemeyeceğinden önel süresi duracak askı süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlayacaktır.

  1. İşçi ücretsiz izni kabul etmeyerek fesih yasağı olsa da iş akdini feshederse ne olur?

İşçi tarafından yapılan fesih haklı neden teşkil etmeyeceğinden işçi kıdem tazminatından mahrum kalacaktır.

  1.   Fesih yasağı süresince ikale mümkün müdür?

İkale, bir fesih şekli olmayıp tarafların anlaşarak iş akdini sona erdirmesi olduğundan fesih yasağı süresince ikale mümkündür.

KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI VE ENVANTER HAZIRLAMA SÜRECİ

Av. Aybüke SAMUR

   Bu yazımızda;   

  1. Kişisel Veri İşleme Envanteri Nedir?
  2. Veri Envanterinin Faydası Nedir?
  3. Envanter Hazırlamakla Yükümlü Olanlar Kimlerdir?
  4. Envanter İçeriği Nasıl Olmalıdır?
  5. Kişisel Verileri Koruma Kurumunun Açıklaması
  6. Envanter Hazırlama Süreci nelerdir bu konuları aşağıda ayrıntılı olarak açıklamaya çalışacağız.

1)KİŞİSEL VERİ İŞLEME ENVANTERİ NEDİR?

Envanter, “Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmelik” in 4. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde;

h) Kişisel veri işleme envanteri: Veri sorumlularının iş süreçlerine bağlı olarak gerçekleştirmekte oldukları kişisel veri işleme faaliyetlerini; kişisel veri işleme amaçları ve hukuki sebebi, veri kategorisi, aktarılan alıcı grubu ve veri konusu kişi grubuyla ilişkilendirerek oluşturdukları ve kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami muhafaza edilme süresini, yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel verileri ve veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirleri açıklayarak detaylandırdıkları envanteri,”

şeklinde tanımlanmıştır.

Envanter; faaliyetleri kapsamında kişisel veri işlemekte olan veri sorumlularınca tüm süreçlerin değerlendirilmesi, bu süreçler kapsamındaki tüm faaliyetlerin irdelenmesi, bu kişisel verilerin hangi amaçlar ve hukuki sebeple işlendiği, aktarılıp aktarılmadığı, kimlere aktarıldığı, işlenen kişisel verinin kimlere ait olduğu, her bir kişisel veri için veri sorumlusunca belirlenen saklama süresi,verilerin güvenliği için hangi teknik veya idari tedbirlerin alındığı bilgilerinin detaylı analizinin yapılması sonucunda ortaya çıkacak bir tür rapordur.

2)VERİ ENVANTERİNİN FAYDASI NEDİR?

Envanter hazırlama yükümlülüğünün getirilmesinin nedeni; veri sorumlularının faaliyetlerine bağlı tüm süreçlerinde kanuna uyumunun sağlanması, başka bir ifade ile kanuna aykırı bir kişisel veri işleme durumunun olup olmadığının kolayca tespitinin sağlanmasıdır.

3)ENVANTER HAZIRLAMAKLA YÜKÜMLÜ OLANLAR KİMLERDİR?

Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde,

“Sicile kayıtla yükümlü olan veri sorumluları, Kişisel Veri İşleme Envanteri hazırlamakla yükümlüdür. Sicil başvurularında Sicile açıklanacak bilgiler Kişisel Veri İşleme Envanterine dayalı olarak hazırlanır.”,

(d) bendinde de,

“Kanunun 10. maddesinde veri sorumluları için belirtilen aydınlatma yükümlülüğünde, Kanunun 13. maddesinde belirtilen ilgili kişi başvurularının yanıtlanmasında ve ilgili kişiler tarafından açıklanacak açık rızanın kapsamının belirlenmesinde kişisel veri işleme envanterine dayalı olarak Sicile sunulan ve Sicilde yayınlanan bilgiler esas alınır.”

şeklinde hükmolunmuştur.

 Bu bağlamda, Veri Sorumluları Siciline kayıt yükümlülüğü olan tüm veri sorumlularının Envanter hazırlaması gerekmektedir.

4)ENVANTER İÇERİĞİ

 Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmeliğe göre Envanterde asgari olarak;

  • Veri kategorisi,
  • Kişisel veri işleme amaçları ve hukuki sebebi,
  • Aktarılan alıcı / alıcı grupları,
  • Veri konusu kişi grupları,
  • Kişisel verilerin işlendikleri amaçlar için gerekli olan azami muhafaza edilme süresi,
  • Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler,
  • Veri güvenliğine ilişkin alınan teknik ve idari tedbirler,

yer alması gerekmektedir.

5)KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURUMUNUN AÇIKLAMASI

 VERBİS’e kayıt süresi 31 Haziran 2020 tarihine kadar uzatılmıştır. Kişisel Verileri Koruma Kurumu, bunu duyurduğu zamanaynı zamanda 2 temel noktaya da işaret etmiştir. Şöyle ki;

  • Veri sorumluları tarafından VERBİS’e kayıt ve bildirim yükümlülüğünü yerine getirilirken, öncelikle kişisel veri işlemekte olan tüm süreçleri içerecek şekilde kişisel veri işleme envanteri hazırlanması ve VERBİS’e bildirim yapılırken gelişigüzel değil, mutlaka söz konusu envanter baz alınarak giriş yapılması gerektiğinin tüm veri sorumlularına bu durumun hatırlatılmasına,
  • Kişisel veri işleme envanteri hazırlamadan gelişigüzel VERBİS’e kayıt ve bildirim gerçekleştiren veri sorumluları ile envanter hazırlama süreçlerini tamamlayamadığı için süresinde kayıt ve bildirim yükümlülüğünü yerine getiremeyecek olan veri sorumluları dikkate alınarak, VERBİS’e girilmiş olan bilgilerde herhangi bir hata veya kanuna aykırılık varsa bu durumun biran önce düzeltilmesi gerektiği belirtilmiştir.

6)ENVANTER HAZIRLAMA SÜRECİ

  • Öncelikle Süreç Veya Faaliyet Bazında Kişisel Verilerin Tespiti Yapılmalıdır.

Bu amaçla çalışan ekibin tüm iş süreçlerini birimler bazında tek tek tespit etmesi, süreçler kapsamındaki faaliyetleri listelemesi, faaliyetleri yerine getirirken hangi tür kişisel veri içeren bilgi veya belgeleri elde ettiğini ve bu bilgi veya belgelerde yer alan tüm kişisel verileri tek tek belirlemesi gerekmektedir.

  • Tespit Edilen Kişisel Verilerin Niteliklerinin Belirlenmesi Gerekir.

İşlenen kişisel verinin özel nitelikli kişisel veri olup olmadığına bakılmalıdır. İşlenen kişisel veri özel nitelikli kişisel veri ise bunlara ilişkin Kanunda öngörülen işleme şartları, işleme amaçları, yurt içine aktarım, yurt dışına aktarım ve alınması gereken güvenlik tedbirleri açısından farklılıklar olacağından özel nitelikli kişisel verilerin ayrımı burada önem arz etmektedir.

  • İşlenen Kişisel Verinin Hukuki Sebebinin Tespiti Gerekmektedir.

Veri sorumlularının, iş süreçlerine bağlı olarak işlediği kişisel verilerin her biri için Kanunun 5. veya 6. maddelerinde yer alan işleme şartlarından hangisine dayanarak kişisel veri işlemekte olduğuna dair Envanterde belirleme yapacağı alandır.

  • Kişisel Veri İşleme Amaçlarının Tespitinin Yapılması Gerekir.

Kanunun 4. maddesi 2. fıkrası (ç) bendinde yer alan “İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesi gereği veri sorumlularının, faaliyetleri kapsamında işlediği kişisel verileri, hangi işleme amacına dayanarak işlediğini tek tek kişisel veri bazında belirlemesi gerekmektedir.

Veri sorumlusu, işlemekte olduğu herhangi bir kişisel veri için bir amaç tespit edemiyorsa bu durumda bu veriyi işlememeli veya işlenmişse söz konusu veri için imha işlemi uygulamalıdır.

  • Veri Konusu Kişi Grubunun Belirlenmesi:

Kişisel verilerin hangi veri konusu kişi grupları için işlendiğine dair belirlemenin yapılacağı alandır. Veri sorumlularının, faaliyetleri kapsamında işlediği kişisel verileri hangi kişi veya kişi grupları ile ilgili olarak işlediğini tek tek kişisel veri bazında belirlemesi gerekmektedir.

  • İşlenen Kişisel Verilerin Saklama Süresinin Belirlenmesi:

Veri sorumluları, işledikleri kişisel verilere ilişkin saklama sürelerini belirlerken öncelikle işlenen kişisel verilerle ilgili mevzuatta herhangi bir saklama süresi öngörülüp öngörülmediğine bakmalıdırlar. İlgili mevzuatta bir süre öngörülmüşse saklama süresi olarak bu süre belirtilmelidir.

  • İşlenen Kişisel Verilerin Aktarıldığı Alıcı / Alıcı Gruplarının Belirlenmesi:

Veri sorumluları tarafından, işlenen kişisel verilerin hangi alıcılara veya alıcı gruplarına aktardığına dair belirlemenin yapılacağı alandır.

  • Yabancı Ülkelere Aktarılan Kişisel Verilerin Belirlenmesi:

Kanun, yurt içinde veri aktarımı ile ilgili olarak, Kanunun 5. ve 6. maddelerinde yer alan işleme şartlarının varlığını yeterli görmüşken, yurt dışına aktarılacak veriler için bunlara ilave olarak bazı şartlar belirlemiştir.

  • İşlenen Kişisel Veriler İçin Alınan Teknik ve İdari Tedbirlerin Belirlenmesi:

Kanunun 12. maddesinin 1. fıkrasına göre veri sorumlusu; kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek ve kişisel verilerin muhafazasını sağlamak amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.